|
Depresyon ve
kültür
Depresyon bilinen psikiyatrik
bozuklukların en eskilerinden birisidir. Batılı olmayan toplumlarda
depresyonun sıklıkla bedensel yakınmalarla seyrettiği ve özkıyım
oranının Batılı dünyaya göre daha düşük olduğu bilinmektedir.
Batı toplumlarında ise suçluluk duygusu depresyona daha sık
eşlik etmekte ve bu da Yahudi-Hristiyan geleneğinin etkileriyle
(örneğin her bebeğin doğuştan günahkar olarak doğduğu düşüncesi)
izah edilmektedir. Pek çok kültürde yardım arama davranışı
bedensel yakınmalar etrafında şekillenmektedir. Batı psikiyatrisinin
tanı ve tedavi tekniklerinin hiç esnetilmeksizin kullanılması,
sıkıntı ifadesinde bedene vurgu yapan kültürlerde olası psikososyal
çatışma alanlarını gözden kaçırmaya yol açabilir. Bu yüzden
depresyonun ele alınmasında kültürel duyarlılık olmazsa olmaz
bir şarttır. Anahtar Kelimeler : Depresyon, Kültür, Somatizasyon.
Depresyon bilinen psikiyatrik
bozuklukların en eskilerinden birisidir. Eski Ahid'de ve klasik
Hindu tıbbi metinlerinde izine rastlamak olasıdır. Hipokrat
melankoliyi ikibin yılı aşkın bir süre önce ana ruhsal rahatsızlıklar
arasında saymıştı. 1621'de Robert Burton (1577-1640) Melankolinin
Anatomisi adlı, bugün bile depresif bozuklukların anlaşılmasına
kaynaklık eden bir kitap yazmıştı. Depresyonun bugünkü tıbbi
kavramlaştırması onun duygulanımsal, bilişsel, davranışsal
ve bedensel bulgularla seyreden bir psikiyatrik bozukluk olduğunu
öngörmektedir. Hint-Avrupa dillerinde depresif yaşantıyı anlatan
pek çok sözcük varken bazı Batı-dışı toplumlarda 'çökkünlük'
sözcüğünün tam bir karşılığını bulmak zor olmaktadır (1,2).
Çökkünlük sözcüğünü birebir karşılayan sözcüklerin olmayışı,
söz konusu yaşantının da o toplum ve kültürlerde olmadığı
anlamına gelmez. Değişiklik gösteren unsurlar, daha ziyade,
depresyonun öznel deneyimi, davranışa yansımaları ve ona verilen
toplumsal tepkilerdir. Sözgelimi Batılı olmayan toplumlarda
depresyonun sıklıkla bedensel yakınmalarla seyrettiği ve özkıyım
oranının Batılı dünyaya göre daha düşük olduğu bilinmektedir.
Batı toplumlarında ise suçluluk duygusu depresyona daha sık
eşlik etmekte ve bu da Yahudi-Hristiyan geleneğinin etkileriyle
(örneğin her bebeğin doğuştan günahkar olarak doğduğu vb)
izah edilmektedir (2). İran'ın Azerbaycan bölgesinde yapılan
ve bugün klasik hale gelmiş bir çalışma, hüzün ve kederin
o kültürde taşıdığı olumlu anlamı ve buna bağlı olarak depresif
duygulanımın adanmışlık ve 'takva' olarak nitelenebileceğini
ortaya koymuştur (3,4). Başka bir klasik çalışmada Kleinman,
Çin'de yaygın olarak konulan nevrasteni tanısının, tanı ölçütleri
depresyonla örtüşür gibi gözükse de, apayrı bir kategori olduğunu
ve sıkıntının 'psikolojize' anlatım biçimlerinin yok sayıldığı
ve ayıplandığı bir toplumda, bu rahatsızlığın sıkıntının özgül
bir ifadesi olabileceğini tartışmıştır (4). Bazı depresyon
türlerinin güçlü bir biyolojik bileşeni dahi olsa , kültürel
etkenlerin patoplastik etkiyle biyolojik etkenlerin davranışsal
dışavurumu değiştirebileceği düşünülmektedir. Biyokimyasal
bir yoksunluk yaşayan insanların da bu durumu yorumlamaları,
yaşantıyı bir davranışa dönüştürmeleri ve bu davranışa yönelik
toplumsal tepkilere cevap vermeleri beklenir (5).
Benliği ve duyguları tanımlama
biçimi, duygusal sıkıntıların ifadesi üzerinde doğrudan etkilidir.
İnsan benliği Batı toplumlarında özerk, ayrı ve biriciktir,
oysa Batı dışı toplumlarda toplumla iç içe geçmiş, daha akışkan,
çevreyle etkileşim halinde bir benlik söz konusudur. Bu durumda
çökkünlük yaşantısı Batılı insanlarda daha çok kişinin içinde
cereyan eden bir süreç olarak karşımıza çıkarken diğer toplumlarda
bireyin yakın çevresini de içine alan bir süreç olabilir.
İran'lı bir köylü 'kendimi çökkün hissediyorum' demez de kalbinin
ağrıdığından yakınabilir, ya da çevresine karşı düşmanca tutumlar
içine girebilir (4,5). Good ve Kleinman, depresif hastalık
ve disforinin kültürler boyunca yalnızca farklı yorumlanmadıklarını,
fakat aynı zamanda çok farklı sosyal gerçeklikler olarak da
inşa edildiklerini söylerler. Bu yönüyle araştırma aygıtlarının
hızla yerel dile aktarılarak, kültürlerarası bir geçerlilikleri
sorgulanmadan dolaşıma sokulmaları, yapay ve yanlış bilgiyi
çoğaltmaktadır (4). Bir örnek vermek gerekirse Batı'da bir
anlam ifade eden distimi tanısı , dünyanın kalan kısmının
büyük bir bölümünde toplumsal sorunların tıbbileştirilmesini
temsil edebilir. Ciddi ekonomik, politik ve sağlık sorunlarının
yaygın umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yarattığı; moral
bozukluğu ve ümitsizliğin , süreğen yoksunluk ve sürekli kayıplara
cevap olarak ortaya çıktığı, güçsüzlüğün bir bilişsel çarpıtma
değil, baskıcı bir sosyal sistem içinde insanların yerlerinin
tam olarak fark etmeleri olduğu; bu sorunların ahlaki, dini
ve politik açıklamalarının yerli nüfus için tutarlı olduğu
ancak psikiyatrik kategorilerin havada kaldığı bir coğrafyada
, distimi tanısı ancak sosyal sorunları medikalize etmeye
yarayacaktır (1). Depresif hastaların Batılı olmayan dünyada
sıkıntılarını daha çok bedensel ifadelerle dışa vurduklarını
belirtmiştik. Pek çok kültürde yardım arama davranışı bedensel
yakınmalar etrafında şekillenmektedir. Batı psikiyatrisinin
tanı ve tedavi tekniklerinin hiç esnetilmeksizin kullanılması,
sıkıntı ifadesinde bedene vurgu yapan kültürlerde olası psikososyal
çatışma alanlarını gözden kaçırmaya yol açabilir. Batılı biotıpta
hastaların sıkıntılarının kaynağını psikolojik, kişiler arası
ve sosyal alanda teşhis edebilmeleri ve bunu hekime ifade
edebilmeleri beklenir (6). Somatik bulgular pek çok psikiyatrik
bozukluğa eşlik edebilirse de , depresyonla yaygın olarak
görülürler. Bazı yazarlar sıkıntıların dışavurumunda psikolojizasyonun
yeğlenmesini, Batı psikiyatrisinin kendi insan anlayışından
türeyen bir yaklaşım olduğunu ve somatik ya da psikolojik
ifadelerden birinin diğerine üstün tutulamayacağını yazmaktadırlar.
Psikolojizasyonu dil kategorilerinin ve toplumların evrim
ve gelişmişliğiyle ilişkilendiren ve somatik dışavurumu yeğleyen
kültürleri 'geri ve ilkel' olarak etiketleyen düşünce sistemi
eleştirilmektedir (7). Kültürlerarası çalışmalar depresyon
bulgularının farklı kültürlerde farklı biçimlerde karşımıza
çıkabileceğini göstermektedir (8). Daha önce de andığımız
Kleinman'ın Çin toplumunda gerçekleştirdiği çalışma, somatik
yakınmalarla birlikte giden enerji azalmasının bir bulgu kümesi
oluşturduğunu, nevrasteni olarak adlandırılan bu tablonun
depresyon ve anksiyetenin bir karışımından oluştuğunu ve ilaç
tedavisiyle depresif bulgular düzelse de hastalık tepkilerinin
ve somatik yakınmalarının sebat ettiğini ortaya koymaktadır
(6). İngiliz ve Türk hastaları karşılaştıran bir başka çalışmada
İngiliz çökkün hastalarda çökkün duygudurum, kötümserlik,
ilgi ve zevk kaybı gibi bulgular; Türk çökkün hastalarda ise
somatik anksiyete, huzursuzluk ve hipokondrazis gibi bulgular
öne çıkmaktadır (2) . Türk ve Alman çökkün hastaların karşılaştırıldığı
bir çalışmada da Türk hastalarda somatik aşırı uğraşlar ve
hipokondriazis Alman hastalara göre daha fazla bulunmuştur
(2). Hindistan'da gerçekleştirilen bir çalışmada duygudurumu
çökkün yüz hastadan yalnızca yirmiikisinin duygudurumundan
yakındığı, öne çıkan yakınmaların daha çok bedensel olduğu
gösterilmiştir (2). Disfori farklı toplumlarda farklı anlamlara
sahip olabilmektedir. Budistlere göre bütün ıstıraplar dünyaya
karşı ilgiden kaynaklanır, bu yüzden keder ve hüzün bireysel
kurtuluşun ilk aşamasını temsil edebilir. Yas ve keder, Şii
toplumlarında dini yaşantının önemli bir unsurunu oluşturabilir.
Görüldüğü gibi duyguların kendisi kadar, onlara verilen anlamlar
da kültürden kültüre değişebilmektedir (4,6).
Depresyonun epidemiyolojisine
ilişkin pek çok çalışma yapılmış olmasına karşın bu araştırmalardan
etnokültürel değişkenlere yönelik pek az veri elde edilmiştir.
Bu durumun en önemli nedenleri arasında ; duygudurum değişikliklerinde
normalin nerede bitip patolojinin nerede başladığının tam
olarak belirlenememesi, araştırmalarda farklı tanı ölçütleri
kullanılması, farklı örneklem grupları, depresif yaşantının
Batı toplumu dışındaki biçimlerinin göz ardı edilmesi, tanısal
kategorilerin farklı etnokültürel topluluklarda geçerli olup
olmadığının sorgulanması gösterilebilir (2). Araştırmalarda
kullanılan özbildirim ölçekleri ve görüşme çizelgelerinin
kültürel geçerliliği üzerinde neredeyse hiç durulmamış olması,
bu kaynaklardan elde edilecek bilginin sorgulanmasına yol
açmıştır. Dünyanın farklı bölgelerindeki psikiyatristler depresyonun
benzer stereotiplerine sadık kalarak, bu araçlarla çalışmışlar,
bu durum da etnokültürel değişkenlerin ya da başka bir deyişle
depresyonun o kültüre has ayırd edici özelliklerinin ihmal
edilmesine yol açmıştır (2,8). Evrenselci psikiyatri paradigması,
farklılıkları görmezden gelerek ortak noktalara aşırı vurgu
yaptığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. İndirgemeci biyolojizmin
de etkisiyle depresyonun toplumsal kökenleriyle ilgilenme
konusunda bir direnç oluştuğu, geniş ölçekli toplumsal programların
-belki de ilaç şirketlerinin akıl almaz karlarına halel getireceği
için- depresyonun önlenmesinde devreye sokulmadığı dile getirilmektedir
(6). Öte yanda insan ıstırabı medikalize edilmekte (tıbbileştirilmekte,
tıbbın egemenlik alanına sokulmakta), en küçük bir duygu parçacığı
bile tıbbi etiketlemeden payını almaktadır. Minör depresyon
gibi kategorilerle artık hüznümüz bile yaşanası bir imkan
olmaktan çıkarılmakta ve tedavi edilecek, kurtulunacak bir
bela haline getirilmektedir. Kültürel yaklaşım hastalığın
ardındaki ıstıraba ve anlama dikkatlerimizi yöneltmekte ve
depresyonu yalnızca bozuk biyokimyasal süreçlerin bir ürünü
olarak gören yaklaşımı eleştirmektedir.
KAYNAKLAR
1. Kemal Sayar. Hüzün Hastalığı. III. Anadolu
Psikiyatri Günleri Depresyon Kitabı, Trabzon, 1994, s: 385-396.
2. Hayrettin Kara, Kemal Sayar, Sefa Saygılı. Kültürel psikiyatri
açısından depresyon kavramı. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni,
7 (1-4) : 59-63, 1997.
3. Kemal Sayar. Kültür ve Psikopatoloji. Klinik Psikofarmakoloji
Bülteni , 8(3) : 176-180, 1998.
4. Kleinman A, Good B. Culture and Depression. (ın) Culture
and Depression, Kleinman A and Good B (eds), University of
California Press, Los Angeles,1985, p.491-506.
5. Manson SM. Culture and DSM-IV: Implications for the diagnosis
of mood and anxiety disorders. (ın) Culture and Psychiatric
Diagnosis , Mezzich JE, Kleinman A, Fabrega H, Parron DL (eds),
American Psychiatric Press, Washington, 1996, p.95-113.
6. Kleinman A. Rethinking Psychiatry , Free Press, New York,
1988, p. 18-52.
7. Kirmayer LJ. Culture, Affect and Somatization. Transcultural
Psychiatric Research Review 21(4) : 259-188, 1984.
8. Marsella AJ, Sartorius N, Jablensky A, Fenton FR. Cross-cultural
studies of depressive disorders : An overview. (ın) Culture
and Depression, Kleinman A and Good B (eds), University of
California Press, Los Angeles,1985, p. 299-324.
|