|
Bedenleri genç,
ruhları darmadağın
Kimsenin
duymadığı sesler duyuyor, halüsinasyonlar görüyorlar. Kimi
yaşadığı çatışmalar sonunda içe kapanıp intihar etmeye kalkıyor,
kimi de uyuşturucuya umut bağlıyor etrafına şiddet saçıyor.
Türkiye’nin tek ergen kliniğindeki tablo, üzerinde düşünülmesi
gereken hikâyeler barındırıyor.
17 Aralık tarihi sabırsızlıkla
bekleniyor. AB standartlarından, yollar, sokaklar, pazarlar,
hatta evde yapılan turşular dahi nasibini alıyor. AB müzakerelerinin
olumlu sonuçlanması durumunda tam üyelik ancak 2015’te gerçekleşecek.
AB'ye girdiğimizde bugünün çocukları genç, gençleri ise o
dönemin söz sahibi, yetişkin insanları olacak. Peki gençlerin
standartları ne durumda? Gazetelerde okuduklarımız, televizyonda
izlediklerimiz, çok olumlu bir tablo sergilenmediğinin kanıtı.
Bakırköy'de açılan Ergen Kliniği gençlerin içinde bulunduğu
durumun vahametini gözler önüne seriyor. Ergen Kliniği'ne
başvuranların problemleri, aşina olduğumuz sivilce sorunlarının
çok ötesinde...
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi'nin labirenti andıran yollarının sonunda, kilitlenmiş
bir kapının arkasında Ergen Kliniği. Burada, bakışları boş
fakat içlerinde fırtınalar kopan 14-20 yaş arasındaki gençler,
ergenlik döneminin sorunlarına eklenmiş buhranlarının çözümü
için tedavi görüyor. Kimi bulunduğu ortamdan tamamen sıyrılmış
bağırarak şarkılar söylüyor, kimi ise usulca gelip elbisenizin
köşesinden tutarak anlam veremediğiniz cümleler sarf ediyor.
İletişim kurmanın mümkün olmadığı karakterler de var, derdini
anlatmak için peşinizi bırakmayanlar da…
TGözleri uzaklara dalmış, kimseyle
konuşmayan A. köşesine çekilmeyi tercih edenlerden. Arkadaşları
kimseyle konuşmadığını söylüyor. 18 yaşındaki F. ise yanıma
yaklaşarak hararetle başına gelenleri anlatıyor. Babasının
vefatından sonra annesinin “rahat” kıyafetler giymesi F.'yi
rahatsız etmiş. Annesine attığı iki tokat sonucu kliniğe yerleştirilmiş.
F. annesinin babasının mirasına konmak istediği için kendisini
buraya bıraktığına inanıyor. Sağlığının yerinde olduğunu iddia
etse de tekrar tekrar gelip aynı hikayeyi anlatması hastalığını
ele veriyor. Doktoru Zeynep Şenkal, F.'nin hastalığının "mani"
olduğunu ve aşırı öfke ile kendini gösterdiğini söylüyor.
Doktoru, F.'nin sadece annesini değil, erkek kardeşini de
sürekli dövdüğünü, bu durumla başa çıkamayan ailenin, onu
polise şikayet etmek zorunda kaldığını sözlerine ekliyor.
Aileler kliniğe çocuklarını
terk ediyor
Doç. Dr. Güliz Özgen,
hastaların çoğunun bir iki kere de olsa esrar kullanmayı denediğini
ve aileleri ile çatıştıklarını söylüyor. Diğer kliniklere
nazaran Ergen Kliniği'nde hasta yakınları hastalarıyla, yaşlarının
küçük olması nedeniyle daha ilgili. Fakat olumsuz örnekler
de yok değil; bazı aileler, çocuklarını kliniğe teslim ettikten
sonra bir daha görünmüyor. Bu durumda, hastanın tedavisi bittikten
sonra klinik aileyi bulmaya ve çocukları evlerine ulaştırmaya
çalışıyor. Çoğu zaman hastanın yeşil kartını çıkartmak için
sağlık ekibi uğraşıyor. Bu konuda bir ödenek olmadığından
hastanenin kısıtlı imkanlarıyla, bir görevli eşliğinde, terk
edilmiş olan çocukların ailelerine kavuşması sağlanıyor. Aksi
takdirde hasta klinikte kalmaya devam ediyor.
Örneğin, ailesi E.'yi ziyaret
etmek için kliniğe hiç gelmemiş. Çocuklarını ambülansa bindirip
hastaneye göndermeleri yetmiş onlara. E. kendini anlatmaya
köy çocuğu olduğunu söyleyerek başlıyor. Kliniğe Bolu'dan
bir gece ambülansla getirilmiş. "Kulağıma sesler geliyordu,
cinler geldi. Hasta olduğum için buradayım." diyor. Klinikte
kendine yeni bir aile bulduğunu sözlerine ekliyor.
M. ise kliniğe terk edilen diğer
hasta örneği; rahatsızlığı sosyal endikasyon (zeka geriliği).
Ailesinin yaşadığı yer biliniyor; fakat aile çocuğu kabul
etmiyor. M.'yi Deniz Feneri ekibi, otogarda zor durumda bulup
kliniğe teslim etmiş.
Kliniğe başvuran hastaların
çoğu yoksul mahallelerden. S. senelerce Ağrı'daki köyünde
çobanlık yapmış, her işe el atmış. "Babam beni bıraktı gitti.
Bazen kafama bir şeyler geliyor ama kulak asmıyorum. Bu kadar!"
diyerek cümlesine noktayı koyuyor ve uzaklaşıyor. R. ise kendine
haksızlık yapıldığını düşünen hastalardan biri. Daha önce
de psikolojik problemler yaşamış. "Bir bayram İstanbul'a Bolu'dan
bayram alışverişi yapmaya geldik. Ailem, doktorumu görmek
istedim diye beni yine deli sandı ve buraya bıraktı." diyor.
R. hastalığı nedeniyle, lisede tek dersi kaldığı halde okuldan
mezun olamamış.
Hastaları, tedavi olmaları için
kliniğe aileleri teslim ediyor. Fakat A. gibi klinikte kalmayı
tercih eden örnekler de var. A. ailesinde yaşadığı huzursuzluklardan
kaçmak istediği için buraya gelmek istemiş. Yedi kardeş olduğunu
ve sürekli abisiyle tartıştığını söylüyor. Köşesine çekilmiş
kendi halinde yaşıyor. A.'nın ailesi çocuklarının içine kapanması
nedeniyle önce madde kullanan arkadaş çevresine katıldığını
düşünmüş. A.'nın madde kullanan arkadaşları olmuş. Hatta denemek
maksadıyla esrar kullanmış fakat bağımlı olmamış. Klinikte
yapılan testlerin sonucu temiz çıkmış.
Doktorları A.'nın hastalığını
tam teşhis edememişler. Mutsuz bir çocuk A. Ölüp kurtulmak
isteyecek kadar hayata duyarsız. Halüsinasyonlar görüyor,
sesler işitiyor. Hayali arkadaşlarının kendisini takip ettiğine
inanıyor. Kliniğe gelmeden önce okulu bırakmasına sebep olarak,
arkadaşlarının kendisiyle dalga geçmesini ve kumar oynatmaya
çalışmalarını gösteriyor. Fakat karamsar hali masum yüzünü
gölgelememiş.
Semptomlara dönüşen İfade
sorunu
Genç hastaların yaşlı
insanların içinde rahat edemeyeceklerinin, kendi yaşıtlarıyla
daha fazla iletişime girebileceklerinin düşünülmesi sonucu,
Ergen Kliniği geçtiğimiz temmuz ayında kurulmuş. 17 bayan,
23 erkek olmak üzere 40 kişilik kapasitesi var. Kendi alanında
tek olan kliniğin şefi ise Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi Başhekim Vekili Kemal Sayar.
Sayar, klinikteki genç hastaların
ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapiyle de tedavi edildiğini,
derinlemesine konuşmalar, aile görüşmeleri gibi psikoterapötik
yöntemlerle de hastalara yardımcı olmaya çalıştıklarını söylüyor.
Klinikte, haftada bir gün resim ve tiyatro hocası gelerek
sanat terapisi yapıyor. Sanat terapisinde çocuklar duvar boyuyor,
resimler çiziyor, ardından seçtikleri renk ve figürler üzerinde
konuşuyorlar.
Sayar, kliniğe ağırlıklı olarak
depresyon, şizofreni ve iki uçlu duygu-durum bozukluğu hastalarının
geldiğini söylüyor. Bunların dışında intihar girişiminde bulunmuş
ya da ev ve aile ortamında tuhaf karşılanan bazı davranışlar
göstermiş gençler de gelebiliyor. Hastalar arasında kendisine
zarar verici davranışları olan, bıçak veya jiletle kendisini
kesen gençler de var. Hastane doktorlarının verdiği bilgiye
göre bu yaşlardaki hastalarda en çok şizofreni ve depresyon
görüldüğünü söylüyor. Şizofreni sıklıkla ergen yaş dönemi
ortaya çıkan bir hastalık. Depresyon daha çok olumsuz hayat
olaylarına bir tepki olarak gelişiyor. Kliniğe başvuruda bulunan
aileler Türkiye'de toplumsal buhrandan en çok etkilenmiş,
ekonomik zorlukları yoğun olarak hisseden aileler. Sayar,
kollarını çizen, madde kullanan, intihar girişiminde bulunan,
evden kaçan kızların sıklıkla aile içinde seslerini duyuramadıklarını
ve bu halleri ile işitilmek istediklerini söylüyor. Asistan
Doktor Gülhazer Gümüş'ün bir hastası da bu ifade sıkıntısını
intiharla aşmaya çalışanlardan: Güneydoğu'da özel harekatta
polis olarak çalışan bir babanın kızı olan M.'nin bir dediği
iki edilmez. Bir gün İstanbul'a taşınmaları gerekir. Fakat
İstanbul'un zor hayat şartları ailesinin M.'nin ihtiyaçlarını
tam olarak karşılayamamasına sebep olur. Böyle bir durumda
nasıl tepki vereceğini dahi bilemeyen M. ailesiyle çatışmaya
başlar. Bu çatışma kendi canına kıyma teşebbüsünde bulunmasına
sebep olur. Kliniğe teslim edildikten sonra da tekrar intihar
girişiminde bulunur, fakat başarılı olamaz.
Türk aile yapısı çözülüyor
Kemal Sayar, erkeklerde beyin temelli rahatsızlıkların kızlara
nazaran daha sık görüldüğünü; ama aile sorunlarının yine önemli
bir faktör olduğunu söylüyor. Gençlerde depresyon daha çok
ailenin ve kişinin yaşadığı olumsuz hayat şartlarına bir tepki
olarak ortaya çıkıyor. Çoğu erken yaşta atölyelerde çalışmak
zorunda bırakılan genç insanlar içten içe öfkeleniyor, hınçla
doluyorlar. Bu öfke dışa dönemediğinde kendi içine dönüyor,
kendi canını acıtıp depresyona sebep oluyor.
Kemal Sayar, Türk gençliğinin
korkunç bir akültürasyon süzgecinden geçtiğine, anlam sorunları
ve boşluk hissinin gençleri kasıp kavurduğuna değiniyor. Bu
her zaman bir kliniğe yatmayı gerektirecek şiddette bir rahatsızlık
doğurmuyor ama gençlerin hayattan keyif almalarını, anlamlı
bir ömür sürmelerini önlüyor. Pek çok genç kimlik sorunlarıyla
boğuşuyor, aidiyet sorularına verebilecek doğru dürüst bir
cevap bulamıyor. Çoğu değerlerini TV ekranından ediniyor ve
kendilerine rehberlik edecek ahlaki standartları içselleştiremeden
büyüyorlar.
"Çocuklarımıza en çok ihtiyaç
duydukları şeyi, dikkatimizi ve varlığımızı sunmakta kusurlu
davranıyoruz." diyen Sayar’a göre, iyi anne babalık yapmak
sağlıklı nesillerin yetişmesi için şart. Türk aile yapısının
çözülmeye uğramasının gençleri ruhsal rahatsızlıklara daha
açık hale getirdiğini söyleyen Sayar, bunun ekonomik düzeyle
ilgisi olmadığını vurguluyor. "Bazen daha alt ekonomik katmanlarda
da ciddi ahlaki çözülme görüyorsunuz. Bu toplumun tutamak
noktalarının çözünmesiyle ilgili. Uçurumdan aşağı tepe taklak
giden bir toplum, 'henüz yolun yarısındayım, şimdilik her
şey yolunda' diyor. Gençlerimiz için acil tedbirler almazsak
bir gün milletçe tepe üstü çakılabiliriz." diye konuşuyor.
Aksiyon Dergisi, sayı 501,
Tuba Özden' in yazısı...
|