|
Sanat moderniteye
iyi gelir
Şair ve psikiyatri doçenti
Kemal Sayar, bütün kitaplarını Karakalem Yayınları'nda topluyor.
Yazarın Hüzün Hastalığı ve Olmak Cesareti isimli ki-taplarının
yeni baskıları da geçtiğimiz günlerde Karakalem'den çıktı.
Her ikisi de yaşadığımız zamanın ve modernleşmenin kültüre
ve insan psikolojisine etkileri üzerine yazılmış denemelerden
oluşuyor. Biz de kitaplardan yola çıkarak yazarla, modernite,
bozulan kültürel yapı ve insan psikolojisi üzerine bir söyleşi
gerçekleştirdik...
01.02.2005 Kültür-Yeni Şafak
www.yenisafak.com.tr/kultur.html
Modernleşmenin insan ruhu
üzerindeki olumsuz tesirleri neler?
Modernleşme parçalanma demek. İnsanlar modernleşme ile birlikte
daha fazla yalnızlaştılar. Kendilerine anlam sağlayan gelenekten,
dinden koptular. Modernite, insan aklını adeta putlaştırarak
insan ruhunu yalnız bıraktı diyebilirim. Halbuki insanının
en temel ihtiyaçlarındandır ait olma ve ilişki ihtiyacı. Modernite,
geçmişin ilişkilerini yok saydı fakat onun yerine anlamlı
bir şey ikame edemedi. Modern hayat insanın yaratılışına,
fıtratına bir meydan okuma gibi. Modernite, insan ruhunda
bir yersiz yurtsuzluğa yol açmış, ait olma hissinin yok oluşunu
telafi edememiştir. Ve insanın 'niçin' sorusu her zamankinden
daha fazla cevapsız kalmaktadır. O yüzden modern insan, tüketerek
varolduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Özetle insanın daha fazla
yalnızlaştığını, ilişkilerinin daha fazla koptuğunu, bireylerin
atomize olduğunu ve bunun da insanları ruhsal açıdan çok daha
duyarlı, incinebilir varlıklar kıldığını söylemek mümkün.
Modern hayatın insanı en çok depresyon ve panik bozukluğu
rahatsızlıklarını yaşıyor. Bu, beraberinde ciddi toplumsal
sorunlar getiriyor. Bunların en önde geleni ilişkilerin çözülmesi,
kaybolması, insanların ruhsal travmalara maruz kalabilmeleri.
Bizdeki 'Türk
usulü modernleşme'
Türkiye iki yüz yıldır modernleşme
süreci yaşıyor. Tüm bu süreç sonunda bakacak olursak Türkiye'de
modernleşme ne düzeyde?
Türkiye toplumunun yamalı, Türk usulü bir modernleşme yaşadığı
kanaatindeyim. Hayatın teknikle buluşma alanında fevkalade
modern bir toplum fakat modernitenin getirdiği bazı düşünce
kalıplarına karşı o kadar tedirgin ve ürkek. Mesela rasyonel
düşünceyi hayatımıza katmıyoruz. Duygular alanında Doğulu
olarak yaşamaya devam ediyoruz. Modern hayatın getirdiği önemli
şeylerden biri de kutsaldan kopuş. Hayatımızı kompartımanlara
ayırıyoruz. Dindar adam camiye gidiyor, orada dindarlığını
hatırlıyor ama çıkışta da gidip yine azgın bir kapitalist
olabiliyor alışveriş yaparken. Yani kutsalın bakışı hayatın
bütününü biçimlendirmiyor. Modernleşme bu anlamda kişilikte
de bir parçalanma demek. Modern hayatta 'ben'e aşırı bir vurgu
var. Bunu da şuradan takip etmek mümkün. Türkiye'de Amerika'da
yazılmış kişisel gelişim kitaplarına çok yoğun bir ilgi var.
Hepimiz derinlerimizde başka bir benlik olduğunu ve bunu açığa
çıkarmamızın gerektiğini düşünüyoruz. Bu bir yanılsama olabilir
ya da hakikaten böyle bir tarafımız vardır ama bunların talep
görmesinin nedeni bireyselleşmiş olmamız.
Modernitenin tam olarak
hayata geçmemesini, arada kalmışlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaba bir gelenekselcilik övgüsü ya da kaba bir modernlik yergisi
çok yanlış. Modernitenin arkasındaki aklı eleştirebiliriz.
Fakat 'Acaba biz yerel modernleşmeler yapabilir miydik?' sorusunu
da sormamız lazım. Bizim temel meselemiz kendi geleneksel
kültür kodlarımızı bugünün diliyle yeniden söyleyebilmek olmalı.
Türkiye deneyimi biraz farklı ama gelenek de durduk yere terkedilmiyor.
Birçok toplumda zaten gelenek ölmeye yüz tutuyor. Dikkat edilmesi
gereken şey, o kökle irtibatını yitirmeden bugünün insanına
cevap verecek öneriler getirebilmek. Asrın idrakine yeni birşey
sunmak gerekir, o hazine bizde var, yeni bir dille söylenmeyi
bekliyor.
Terapi kültürü
yaygınlaşıyor
Modernite popülerleşmeyi
de getiriyor ve psikiyatri de popülerleşen bilim dallarından.
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İnsanlar işitilmek istiyor ve özellikle Batı toplumunda psikiyatristin
ofisi dışında içlerini gerçekten dökebildikleri, işitildiklerini
hissettikleri bir yer yok. Benliklerin yükselmesiyle beraber
ruhun onarıcılarına da rağbet arttı. 'Ben' diyen insan, kendisinin
çok özel bir varlık olduğuna inanıyor ve kırılgan taraflarını
en kolay psikiyatriste gösterebiliyor. Bir de tabii genel
olarak dünyada psikoloji biliminin yaygınlaşması var. Buna
sosyolog Frank Furedi 'terapi kültürü' diyor. Terapi kültürü
günümüzde giderek daha fazla rağbet görüyor. İnsanlar dış
etkenlerin ruhlarında çok büyük fırtınalar yaratabileceğini
daha çok hissediyorlar. Furedi 20 sene önce stres, travma
gibi kelimelerin İngiliz gazetelerinde kullanım yüzdeleriyle
bugünkü kullanım yüzdelerini karşılaştırmış. Büyük bir artış
var, neredeyse 100 katı. İnsanlar geçmiş çağlara göre kendilerini
daha kırılgan varlıklar olarak algılıyorlar. Oysa geçmişin
insanı daha dayanıklıydı. Psikiyatriye gösterilen rağbetin,
geleneksel anlam sağlayıcıların çözülmesiyle birlikte ruhsal
direncin azalmasının bir sonucu olduğunu sanıyorum. Psikiyatri
ve psikoloji bir paradigma değişimine muhtaçtır, olumlu, direnç
sağlayıcı kişilik özellikleri de zorlayıcı etkenler kadar
nazar-ı dikkate alınmalıdır.
Yazmak bir iyileşme
çabası
Sanat insanın ruhsal durumunu
değiştirmesine, sorunlarını aşmasına yardımcı olabilir mi?
Sanat insanın kendisini ifade etmesinin en güzel yollarından
biri. Sanatla ilgilenen insan, modern hayatın getirdiği o
yalnızlaşma duygusundan biraz kurtulabilir, kelimeler ona
arkadaş olabilir. İfade etmeye imkan verdiği için sanat, derinlerindeki
çatışmaları şifaya kavuşturmanın da bir yoludur. Çoğu yazar
en derinlerindeki o çatışmaları yazarak bir şekilde iyileştirmiştir.
İnsan kendini bir bakıma yazarak sağaltır. Resim, edebiyat,
müzik insanın kendi yaralarıyla avunmasına hizmet eder. Kendi
kendileriyle, dünyayla kavgalı olan insanlar, iplerini içlerindeki
o kuyuya attıkları zaman orada gördüklerini kayda düşebilirlerse
bir ölçüde o çatışmaları halletmiş sayılırlar. Yazmanın insanlar
için bitmek bilmeyen bir iyileşme çabası olduğun söyleyebilirim.
Günümüz müziği
çaresizliği artırıyor
Osmanlı'da müzik, terapi
amaçlı da kullanılıyordu. Günümüzde de uygulanabilir mi sizce?
O tedavi yöntemi, o medeniyetin içinden çıkmış bir şeydi.
Bugünün medeniyetinin içinden bunlar çıkabilir mi bilmiyorum.
Bugünün müzikleri çok depresyon yaratıcı müzikler. Özellikle
ağır metal müzikte vahşeti kışkırtan parçalar var. Umarsızlığı,
anlam boşluğunu, çaresizliği netleştiren bir- çok parça var.
Gençler bunları dinledikçe hayata karşı daha da keskinleşiyorlar,
öfkeleniyorlar. Müzikle tedavi bugün hastalıkları tam manasiyle
tedavi edemez ama kişileri kısmen rahatlatabilir.
Ruhlar sükunet bulacak mı?
Herkes hayatının anlamı peşinde koşmalı. Değerlerim için yaşıyor
muyum? 'Bu değerler benim kendi benliğimden mi kaynaklanıyor
yoksa bu benliği aşan daha yüce değerler mi var?' sorularına
yanıt aranmalı. Çünkü insanlarda sonsuz olana, ölümsüz olana
bir meyil vardır. Bu yüzden insanlar yüce ideallere, aşkınlığa,
zamanı aşan düşüncelere inanırlar. Modernite bizi, hayatı
pozitivist ilerlemeci paradigma içinde algılamaya zorluyor
ve insan ruhunu geriye bir enkaz olarak bırakıyor. Ruhu zenginleştirmek
lazım, bu da anlamla olabilir, ahlakla olabilir.
|