|
ALEKSİTİMİ :
Duygu sağırı insanlar
16.12.04
Tempo-Füsun Saka
Bazen yönetici, bazen sevgili,
ebeveyn, bazen de arkadaş olarak çıkarlar karşımıza. Uzunca
bir süre, "Neden bu kadar katı, soğuk? Sanki yıkılmaz duvarları
var?" diye düşündürürler insanları. Onlarla iletişim kurma
çabaları, çoğunlukla boşa gider; çünkü ortada, duygularını
tanımlamakta ve anlatmakta, başkalarının duygularını da anlamakta
zorlanan biri, yani aleksitimik bir kişilik vardır...
Onların kişilik yapılarının
aleksitimik olduğu, 30 yıl önce keşfedildi. Kavram, 1970'lerin
başında Nemiah ve Sifneos tarafından tanıtıldı ve o günden
bu yana 700'den fazla bilimsel makaleye konu oldu. Aleksitimi
kavramının Türkçe karşılığı ise 'duygu sağırlığı' olarak adlandırılıyor.
Yıllar içinde bu kavram üzerinde
biraz daha çalışılmış. Özellikle Kanada Toronto Üniversitesi'nde
üç araştırmacı, 1980'li yılların başından itibaren, insanlardaki
bu özelliği ölçen, 20 soruluk bir ölçek geliştirmiş. Bu ölçeğin
Türkiye'deki geçerlilik çalışmasını da Prof. Dr. Kemal Sayar
ve arkadaşları yapmış ve kavramı değişik gruplar üzerinde
araştırmışlar
Aleksitiminin üç boyutu
Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Başhekim Vekili Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar,
aleksitiminin, duygular için söz yokluğu anlamına geldiğini
ve bu kişilerin duygularını tanımakta, tanımlamakta, anlatmakta
zorluk yaşadığına dikkat çekiyor. 30 yıllık bir geçmişe sahip
olan aleksitimi kavramının dünyada yeni yeni tanınmaya başladığını
belirten Sayar, özellikle psikosomatik rahatsızlıkları olanlarda,
duyguları ifade etmeye yönelik yetilerin az bulunduğunun tespit
edildiğini söylüyor.
Sayar, aleksitiminin, duygular
için söz yokluğu anlamına geldiğini; ancak üç temel özelliği
bulunduğunu belirtiyor: Bunlardan birincisi, duyguları tanımakta,
belirlemekte ve onları somatik-bedensel duyumlardan ayırmakta
güçlük çekmek; ikincisi, duyguları dışa vurmakta güçlük içinde
olmak ve üçüncüsü de somut düşünmede güçlük çekmek olarak
çıkıyor karşımıza. Sayar'a göre, aleksitimik insanlar, duygularını
tanımadıkları için, kendilerini hep işlerine yoğunlaştırarak
düşünürler. Hayal de kuramazlar. Sayar, aleksitimi kavramına
Türkçe olarak 'duygu sağırlığı' adını verdiğini, çünkü kendini
anlatamayan, karşısındaki insanların da duygularını anlamakta
güçlük çeken bu insanların, duygusal hayatlarının çok kısır
olduğunu, bunun da çok ciddi sıkıntılara yol açabildiğini
söylüyor.
Aleksitimikler nasıl anlaşılıyor?
Bu soruya, "Kuru insanlar olarak gözlüyoruz" diye cevap veren
Sayar, şunları söylüyor: "Daha robotik, kuru, etrafına sıcaklık
vermeyen insanlar olarak tanımlayabiliriz onları. Anlamak
ve anlatmak zorlukları olduğu için en büyük zararları yine
kendilerine oluyor. Öncelikle bedensel rahatsızlıklara daha
sık yakalanıyorlar, çünkü ifade edilmeyen duygular bir şekilde
vücutta kendilerine çıkış kanalı bulurlar. Bedenselleştirme
dediğimiz durum, ruhsal çatışmaların bedensel hadiselerle
dışarı verilmesidir.
Bu tür insanlar daha fazla bedenselleştirme
gösterir, çünkü duyguları oradadır ama onlar tarif edemedikleri
için ya baş ağrısı, ya karın ağrısı olarak kendilerini gösterirler."
Sayar'a göre; aleksitimi, bir kişilik özelliği yani bir psikiyatrik
rahatsızlık değil. Bunun sosyo-kültürel etkenlerle de ilişkisi
olduğu gözlenmiş. Özellikle eğitimi az olan, duygusal alışverişin
çok yoğun olmadığı ailelerde bu sorun daha fazla gözleniyor.
Sayar, aleksitimi ile eğitimin alakasını da şöyle kuruyor:
"Duygularımızı isimlendirmek için kelimelere ihtiyaç duyarız
ve yeterli kelime hazinesine sahip olmayan insanlar, duygularını
yeterince isimlendiremeyebilirler.
Son üç beş senedir bu konuda
çok ilginç çalışmalar çıkıyor ortaya. Mesela ebeveynlerinden
yeterince şefkat görmemiş çocuklarda, beynin duyguları işleyen
bölümün az geliştiği görülebiliyor. Sonuç olarak, ailemizden
gördüğümüz şefkat, ilgi, beynimizin yapısını değiştirebiliyor.
Bu tür çocuklar, çocukluklarında yeterince duygusal veri almamış,
karşısındaki insanlara duygularını ifade etmeyi öğrenememiş
çocuklar ve ileriki yaşlarda duyguları işleyecek merkezleri
gelişmiyor. Bu insanlar gündelik hayatlarını devam ettiriyor
fakat duygu boyutunda kepenk indiriyorlar. Sorun, duygu sağırlığı
olarak isimlendiriliyor; çünkü bu insanlar kendi duyguları
ve karşılarındakilerin duygularını duyamıyorlar."
Aleksitimi ve panik bozukluk
Yapılan araştırmalar, aleksitimiklerin daha çok psikosomatik
hastalıklara yakalandığını, ayrıca bazı psikiyatrik rahatsızlıkların,
özelliklerde anksiyete ve panik bozukluk, post travmatik stres
bozuklularının da bu kişilikleri yakaladığını göstermiş.
Kemal Sayar, Türkiye'de yaptıkları
çalışmaları özetlerken de önemli noktalar keşfettiklerini
belirtiyor. Mesela sanıldığının aksine, intihar edenlerde
aleksitimi yok. Buna karşılık anti sosyal kişilerde var. Bu
insanlar sıklıkla dağılmış ailelerden geliyorlar. Bu nedenle
onlardan duygusal uyaran almıyorlar ve kapasiteleri gelişmiyor.
Alkol ve madde bağımlılarında
da aleksitimi yüksek oranda görülüyor. Çünkü onlar da duygularını
anlatamıyor, tanıyamıyor ve içlerinde huzursuzluk var. Psikiyatr
Sayar, aleksitimiklerin terapilerinin zor ama imkânsız olmadığını
belirterek, bir hastasına ilişkin şu örneği anlatıyor: "Yıllarca
yöneticilik yapmış bir hastamdı. Çok huzursuz ve sıkıntılıydı.
Ne çocuğu, ne arkadaşları ile duygusal alışverişi vardı. Hayatını
hep olmalılar, olmamalılar ekseninde yaşamıştı. Herkesle sizli
bizli olmuş, hayatı bir kurallar manzumesi olarak yaşamıştı.
Çünkü bu kişiler konuşurlar ama iç dünyalarına, ruhlarına
dokunamazsınız."
|