|
Duygularınızdan
korkmayın!
Ne hissettiğimi çoğu kez
tam olarak bilemem, Duygularım için uygun kelimeleri bulmak
benim için zordur, İçimde ne olup bittiğini bilmiyorum, İçimdeki
duyguları yakın arkadaşlarıma bile açıklamak bana zor gelir,
İnsanlarla, duygularından çok günlük uğraşları hakkında konuşmayı
yeğlerim. Toronto Aleksitimi Ölçeği'nde yer alan bu cümleler
sizin de doğrularınız ise, duygularınız üzerine biraz düşünmeniz
gerekiyor. Çünkü aleksitimi yani Türkçe adıyla duygusal söz
yokluğu yaşıyor olabilirsiniz. Ancak hemen panik yapmayın,
çünkü bu bir hastalık ya da rahatsızlık değil, sadece bir
kişilik özelliği ve çaba sarf ederek üstesinden gelebilirsiniz.
Esra
Açıkgöz
Cumhuriyet Pazar 29 Mayıs 2005
Bakırköy Ruh Sağlığı
ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 13. Psikiyatri Kliniği Şefi
Prof. Dr. Kemal Sayar, Türkiye'de aleksitimi konusunda pek
çok çalışma yapmış. Sayar, aleksitimiyi, duyguları tanıma,
bunu ifade etme ve bedensel duyumları ayırt etme yönünde zorluk
yaşama olarak tanımlıyor. Sayar'a göre aleksitimik insanlar
'duygu sağırı'. Çünkü bu kişiler, kendi duygularını duymuyor
ve ifade edemiyorlar.
-Kimdir aleksitimik insan?
Duyguları için sözleri olmayanlar. Kimi insanlar kendi duygularını
iyi tanıyamayabiliyor, biraz robotik olabiliyorlar. Öfkelendiklerini,
kızdıklarını, sevindiklerini pek de belli etmeden daha kuru
yaşıyorlar. Duyguların söze dökülememesi, yoksul bir içsel
yaşam demek. Bu kavram 1970li yıllarda psikolog Sifneos, tarafından
ortaya atılmış. 1980lerde de Toronto Üniversitesi'nden 3 araştırmacı
bu kavramı Toronto Aleksitimi Ölçeği adı altında yapılandırılmış
bir ölçeğe uyguladı. Bu ölçekle dünyanın pek çok kültüründe
çalışıldı. Türkiye'deki çalışmasını da ben ve arkadaşlarım
yaptık.
-Nedir Türkiye'de aleksitimi
ile ilgili durum?
Bizim 452 denek üzerinde yapılan bir çalışmamızda aleksitimi
yaygınlığı Türkiye için psikiyatrik hasta grubunda yüzde 30,
sağlıklı grupta ise yüzde 10 olarak bulundu.
-Neden kaynaklanıyor aleksitimi?
Sosyalleşmeyle çok yakından ilişkili olduğu düşünülüyor. Anne-babası
ile beraber iyi sosyalleşmiş çocuk aleksitimi ihtimalini çok
daha az barındırıyor. Yeterince ilgi ve şefkat görememiş çocukların
beyninin duyguları tanıma bölümünün yeterince gelişmediği,
yapısal bir anormalliğin olduğu ve bunun da aleksitimiye yol
açtığı yönünde bulgular var. Eğitim düzeyiyle de çok alakalı.
Eğitim düzeyi düştükçe aleksitimi artıyor, çünkü duyguları
ifade edecek kelimelerimiz olmuyor.
-Öyleyse aleksitimi endüstri
toplumunun tatminsizliğinin getirdiği, bu çağın hastalıklarından
biri mi?
Sanırım böyle bir ilişki kurulabilir. Anne-babalığın kalitesinin
düşmesiyle beraber daha fazla aleksitimikler göreceğimiz kesin.
Evde, anne-baba ve çocuğun etkileşimi azaldıkça, gelecek nesillerde
aleksitimi oranı artacaktır. Bu bir çalışmayla gösterilmiş
değil, ancak ne kadar az etkileşim olursa, aleksitimi oranı
o kadar yüksek oluyor.
-Peki belirtileri neler?
Aleksitimi ile beden arasındaki ilişki ne?
Duygularını ifade etmekte zorluk yaşayan insanlar, çok sıklıkla
bu duygusal çatışmalarını bedene yansıtıyorlar. Freud'un dediği
gibi 'bastırılmış olan' geri dönüyor. En çok görülen bedensel
belirti ise, yaygın vücut ağrıları, mide belirtileri, huzursuz
bağırsak sendromu. Aleksitimi, pek çok psikolojik rahatsızlığa
da temel hazırlıyor. Mesela, panik ataklarda aleksitimi yaygınlığı
çok yüksek oranda görülüyor. Travmaya geçirmiş, tacize uğramış,
örselenmiş insanlarda da. Obezitede de yine aleksitimi oranı
çok yüksek. Bu kişilerin olasılıkla kendilerine anlattıkları
bir hikaye yok. Duygularını ifade edecek kelimeler bulamayan
kişiler, ister istemez hayatın kıyısında yaşarlar. Bazen hayatı,
var olduklarını hissetmek için de kendilerine zarar verirler.
Neden bileklerini, kollarını jiletlediğini sorduğum bir genç
hastam, 'başka türlü var olduğumu nasıl hissedeceğim?' demişti.
-Aleksitimiklerin durumlarını
öğrendiklerindeki tepkileri nedir?
Çoğunlukla şaşkınlık, 'Nasıl yani?' tepkisi verirler. Hayatını
yıllarca o düzeneklerle sürdürmüş kişi, birden bambaşka bir
dünya olduğunu, insanların duygularını yoğun olarak anlatıp
yaşayarak da var olabildiğini, hatta daha doyumlu bir hayat
sürebildiğini öğrendiğinde şaşırıyor tabii. Uzun yıllar en
yakınındaki insanlarla sıcak bir duygusal iletişim kuramamış,
iyi eğitimli bir danışanım vardı. Hayattan keyif alamama,
moral bozukluğu, çabuk ağlama gibi depresiv yakınmalarla başvurmuştu.
Onunla konuştukça, hayatı nasıl duygulardan uzak bir biçimde
tanımladığını fark ettim. O bunu normal görüyordu. Eşiyle
birlikteliği dahi duygulardan uzak, bir görev paylaşımı havasındaydı.
Bu yüzden bir sırdaşı, omzuna yaslanıp rahatça ağlayacağı
bir insan olmamıştı. Hayatı hep iş eksenli yaşamıştı. Hayatının
bir kriz noktasında neden etrafında hiç insan olmadığını ve
kendisini neden bu kadar yalnız hissettiğini sorguluyordu.
Duyguları üzerine çalıştık. Kısa sürede kendisine uzak bulduğu
akraba ve iş arkadaşları ona yakınlaştılar, daha doyurucu
bir içsel yaşamı oldu.
-Yani aleksitimikler yaşamlarını
-meli, -malılar üzerine kuruyorlar. Yıkılmaz duvarları daha
fazla.
Evet, hayatı sadece ödev bilinci içinde yaşayan insanlar olabiliyorlar.
-Meli, -malılar arasında bazı insanlar hayatın duygusal yönlerini
gözden kaçırabiliyorlar. Bu da hayatın çok kuru, yüzeysel
yaşanmasına yol açıyor ve sonuçta o insanla yaşayan insanlara
da yeterli bir tatmin duygusu vermez. Bir şey söylemeden anlaşılmayı
bekledikleri için onlarla ilişkiye geçenler hep zihin okumak
zorunda kalırlar. Haliyle bu tür ilişkilerde yanlış anlaşılmaya
dayalı kavgalar çok sık oluyor. Aleksitimik kişiler duygusal
dünyaları etrafında zırh örerler. Bunu bilerek ve isteyerek
yapmazlar, yetişmeleri bu şekilde olmuştur. Anneleri veya
onlara bakanlarla aralarında yeterli derecede güvenli bir
bağ oluşmamıştır. Bu yüzden duyguları ifade edecek gerekli
ortamı ta, ilk çocukluk yıllarından itibaren yakalayamamışlardır.
-Genelde erkekler duygusuz
olmakla suçlanırlar. Aleksitimi ile cinsiyet arasındaki bağlantı
nedir?
Evet, erkekler kadınlara göre biraz daha fazla aleksitimik
bulunuyor. Kadınlar daha sözel. Sözlü dünyaları daha gelişmiş;
erkeklerin ise pratik duyguları.
-Bunun küçüklükten beri
çocuklara verilen 'erkekler ağlamaz' gibi öğretilerle alakası
var mı?
Kimi araştırmacılar erkeklerdeki yüksek aleksitiminin 'normatif'
olduğunu, erkeklerin toplumsallaşma süreçlerinde duygularını
ifade etmemek, incinebilirlik ve örselenebilirlik hislerini
bastırmak yönünde eğitildiklerini dile getiriyorlar. Erkek
çocuklarının duygusal dünyası anneler tarafından daha fazla
kontrol altında tutuluyor ve kız çocuklar daha geniş bir duygu
dağarcığıyla tanıştırılıyor. Ayrıca aleksitimi yaşla birlikte
artıyor. Bu da yaşlıların daha geleneksel ifade kalıplarına
bağlı olmalarıyla izah ediliyor. Malum duyguların açığa çıkarılması
biraz da modernlikle at başı giden bir olgu.
-Bir yandan Küreselleşme
ile sınırlar kalkarken, diğer taraftan insanlar bireyselleşme
ile yalnızlaşıyor, kırılmaktan korkuyor, bir güvensizlik ortamı
hakim. Bütün bunların aleksitimi ile bir bağlantısı var mı?
Doğrudan bir bağ kurulabilir mi bilmiyorum. Aslında giderek
daha bireyci hayat tarzlarına yönelmeyle, insanlar duygularıyla
daha fazla yüzleşmek zorunda kalabiliyorlar. Çünkü içine çekilen
insan kendisini daha iyi tanımak, duygularını iyi ayırt etmek
zorunda. Bazı kültürel eleştirmenler, aleksitiminin Batı toplumlarına
özgü olduğunu söylüyor. Yani bizim gibi toplumlarda duygular
biraz daha kolektif olarak yaşanıyor. Dolayısıyla duyguları
tanımak, bilmek çok da önemli olmayabiliyor.
-Ya tedavi...
Tedavisi, psikoterapi yani duygular dünyasına yolculuk. İnsanın
duygularıyla yüzleşmesini, duygularını fark etmesini sağlamak
ve duyguların korkulacak şeyler olmadığını anlatmak gerekiyor.
Günlük hayatta aleksitimikler, çok kuru, duygularını ifade
edemeyen, yüzeysel kişiler olarak algılanabiliyorlar. Bu onların
ilişkilerinde bir derinlik yokluğunu getiriyor. Aslında birazcık
çalışsalar, gayret etseler geliştirebilecekleri duygusal özellikleri
gösteremedikleri için insan ilişkilerinde başarısızlıklar
yaşayabiliyorlar.
|