|
Küçük Amerika
olduk, sosyopati şaha kalktı
Daha çok Amerikan toplumunda
görülen hastalık, sıcak Türk insanını da sardı
Işıl
Göreci / Nokta Dergisi 12 Haziran 2005
Eskiden
böyle değildik. Eskiden birimizin derdi hepimizin derdiydi,
tabii mahremiyetine herşeyden çok önem verenler, derdini paylaştığı
sürece. Tarihleri yüzyıla uzanan futbol takımlarının her daim
fanatikleri vardı ama hiçbiri savaş baltası kuşanırcasına
ellerine döner bıçaklarını alıp tribünleri doldurmuyorlardı.
Ya da bir annenin aşığıyla beraber olabilmek adına kendi oğlunu
planlayarak öldürmesi ancak korku filmlerinde rastlanan bir
hikayeydi. Sonra kötü çocuk televizyon girince devreye, bu
müstehcen efendinin etkisinde kalan, ve bastırılmış duygularını
televizyonda izledikleri üzerinden geri döndürmeye çalışan
binlerce insan kendilerine bir çıkış yolu buldular. Bu yolla
meşrulaştırdılar kendi kötülüklerini. Daha doğrusu, kendilerinin
zaten kötülük olarak algılamadıkları şeyleri topluma da bir
şekilde kabul ettirmeye, insanları kötülük ya da anormallik
karşısında duyarsız kılmaya başladılar. Sosyopat kelimesini
Türk basınında ilk kez kullanan yazarlardan olan Perihan Mağden'e
göre, yakında normal insanlar azınlık olacak, sahtekar duygular
ve vicdan yoksunluğuyla yaşayan bu insanlar ise normları yaratacak.
Sosyopatların sayısı kültürlere göre değişiyor. Örneğin Buda
öğretilerine inanan batı Asya kültürlerinde, sosyopat kavramı
nadiren rastlanan bir durum. Ama, Amerikan kültüründe 1980'lerde
genç olan ve bencillik üzerine kurulan bir insan kitlesini
tanımlamak için kullanılan "me-generation" (ben kuşağı) terimi,
gelişmekte olan ülkeleri etkilemeye devam ediyor. Dolayısıyla,
ahlaki değerlerin her gün değiştiği Türkiye gibi ülkelerde
de ultra bireysel, narsist ve sürekli arayış içinde olan bu
kuşağın takipçileri doğuyor, büyüyor, gelişiyor. Dolayısıyla
gün geçtikçe aramızda daha fazla duygusuz, vicdansız, sevgisiz
insan yaşıyor. Ve yaşama amacını haz almak olarak nitelendiren
hedonist felsefenin Amerikan kültüründeki erken temsilcilerinden
cüretkar aktris Mae West'in dediği gibi " İyi olduğumda iyiyim.
Kötü olduğumda ise daha da iyiyim" görüşünü savunanların sayıları
gittikçe artıyor. Ez cümle, Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Kemal Sayar'ın aydınlatıcı
bilgileriyle, sosyopatların dünyasına hoşgeldiniz...
Sosyopati tam olarak nedir?
Psikopat ve sosyopat birbirinden farklı kişilikler mi? Sosyopati,
psikopati ve antisosyal kişilik bozukluğu aslında aynı terim.
Psikopati biraz daha ağır, daha suça yakın bir durum. Ama
genel olarak toplumsal normları hiçe sayan, vicdani sorumluluk
yaşamayan, kuralları sürekli ihlal eden, insanların canını
yakan ve bundan dolayı hiçbir pişmanlık duymayan insanların
karakter özelliklerine verilen ad. Bu tür kişilik, kendini
banka hortumlamak gibi rafine biçimlerde de, insanlara eziyet
ederek de gösterebilir. Günümüzde ailenin temellerinin sarsılmasıyla,
antisosyalite biraz daha ön plana çıkıyor. Antisosyallik kuralların
olmadığı, toplumsal değerlerin hızla altüst olduğu toplumlarda
çok daha hızlı gelişiyor. Özellikle değişim halindeki toplumlarda,
dünün değerlerinin bugün geçerli olmadığı toplumlarda, hızlı
şekilde yerleşiyor.
O zaman Türkiye'de sosyopatların
çoğalması da anlaşılır bir şey haline geliyor...
Türkiye son yıllarda çok hızlı bir değer dönüşümüne tanıklık
ediyor. Biz belli bir takım ahlaki kuralların geçerli olduğu
bir toplumdan, maddi gücün herşey demek olduğu bir topluma
doğru hızla ilerliyoruz. Böyle bir toplum da sosyopatlar için
uygun bir fidelik.
Medya, sosyopatiyi besliyor
mu?
Televizyon programlarında, topluma hiç bir faydası olmamış
hatta zararı dokunan bir takım insanların baştacı edildiğini
görüyoruz. Antisosyallik, kural yokluğundan besleniyor. Bir
antisosyal yaptıklarından dolayı herhangi bir ceza görmezse,
ileride daha fazla kural bozabiliyor. Televizyon teşhir kültürünü
yaygınlaştırıyor. İnsanlar acılarını, bedenlerini, sefaletlerini
göstererek var olabiliyorlar. Bunlar da toplumda çok ciddi
bir mahremiyet dönüşümüne yol açıyor. Önceden kol kırılır
yen içinde kalır anlayışı varken, şimdi birinin mahremi hiç
tanımadığı insanların evlerine dökülüyor. Birinin ayıbı bütün
kitleye ait olmaya başlıyor. Televizyon utanma duygusunu dinamitleyerek
herkesin sirk halinde birşeyler gösterdiği bir yer haline
geliyor.
Türkiye'de sosyopati?
Sosyopati Türkiye'de çok farklı şekillerde gösteriyor kendini.
Özellikle siyaset ve ticarette had safhadaydı yakın zamana
kadar. Bu ikisinin işbirliğiyle de, ticaret ve siyasetle iştigal
eden sosyopatlar sayesinde Türkiye'de çok büyük hortumlamalar
gerçekleşti. Bu insanlar hiçbir şekilde topluma karşı sorumlu
hissetmediler, hatta bazıları çıkıp "biz bu milletin asıl
sahibiyiz, kurşun da sıkarız, kurşun da yeriz" dediler. Devletin
eliyle sosyopatinin meşrulaştırılmaması lazım ama böyle örnekler
yaşandı hepimizin gözünün önünde. Sosyopati meşrulaştırıldı.
Muazzam bir küresel bombardıman var, hep Amerikan filmleri
izliyoruz ve oradan bize bir ahlaki anlayış empoze ediliyor.
Kendi sistemlerimizi koruyamıyoruz. Boşanmalar, çok eşlilik,
aile içinde ilişkilerin kopması artıyor. Bencillik, bireycilik
artıyor. Bireyciliğin yükselmesi Türk toplumunun yok olması
demek. Çünkü hep diğerini düşünerek yaşamış empatik bir toplum.
Bireycilik de antisosyalliği besliyor. Gençlerde "ben kuşağı"
öne çıktı, sadece kendilerini düşünen, apolitik bir tüketim
kültürü gençliği. Pasif alıcı bu gençlik tüketim kültürüyle
uyuşturuluyor. Antisosyallik şaha kalktı gidiyor. Bu da gençlerin,
artık mafya babalarını kendilerine örnek olarak seçmelerine
yol açıyor. Gençler böyle yaşayarak, bir sürü insanın canına
mal olduğunu hissetmemeye alışıyorlar. Sosyopat kişilerin
rol modelleri haline geldiği bir ülkeden korkmak lazım.
Sosyopatinin temelinde baba
figürü eksikliği yok mu zaten?
Tabii ki. İkinci Dünya Savaşı'nda neden bir Führer çıktı?
Toplumda, anne-baba çalışıyordu, baba uzun saatler boyunca
çalıştığı için evde yoktu, dolayısıyla yeni bir baba ihtiyacı
doğdu bütün ulusta. İş hayatında kaybolan babanın yerine koyacak
güçlü bir baba ihtiyacı zuhur etti. O boşluğu da kendisi de
bir sosyopat olan Hitler doldurdu. Eğer evde güçlü babalar
görmezsek, o zaman televizyon ekranlarında gördüğümüz daha
sosyopatik, güçlü baba imgelerine kayabiliyor akıllarımız.
Sosyopatide kadın-erkek ayrımı
nasıl ?
Erkeklerde daha çok çünkü toplumsal kurallar erkeklere sosyopatlığı
ifade imkanı veriyor ama kadınlara vermiyor. Agresivite, saldırganlık
erkeğe yakıştırılan değerler. Antisosyalliğin kadınlarda ilginç
tezahürleri var, çok fazla bedensel belirtiler gösteriyor.
Bakıldığında herhangi bir sorunları yok ama içinde bulunduğu
toplumla uyuşamadığı ve bu çatışmayı ifade edemediği için
bedenine yansıtıyor. Çalışmalar, antisosyal genlerine sahip
erkeklerde sosyopatinin, kadınlarda ise somatizasyon bozukluğu
dediğimiz sıkıntıların oluştuğunu gösteriyor. Bu biraz da
çevresini hizaya getirmek için. Benim öyle bir hastam olmuştu,
Doğu Karadenizli 70 yaşında bir nene, oğlunu ve gelinini hizaya
getirmek için hep hastaydı ve her türlü tedavi kullanılmıştı
ama belirtiler geçmedi. Sonunda anlaşıldı ki bu hanım uzun
yıllardır etrafındaki herkesi bu bedensel sorunlarını kullanarak
yönetiyor. Kendi üstünlüğüne ve biricikliğine ikna ediyor.
Tedavisi mümkün mü ?
Anti sosyaller çok öfkeli insanlar, öfkelerini kontrol etmeyi
öğretmemiz lazım. Bu insanlar güç karşısında boyun eğerler,
çok güçlü bir otorite gördükleri zaman boyun eğerler. O yüzden
bazı antisosyal mafya babalarına baktığımızda devletle her
zaman uzlaşmak, onun bir parçası olmak isterler. Antisosyallerin
psikoterapide yıkımı, üzüntüyü, sıkıntıyı hissetmelerini sağlamak
gerekir çünkü temel mesele empati yokluğudur bu insanlarda.
Çünkü hiçbir şekilde yol açtıkları yıkımı görmez ve bundan
dolayı da vicdan azabı hissetmezler. Hiçbir ahlaki normu olmadığı
için kötülükle iyilik arasında bir seçim yapmayan, hayat kendi
istekleri doğrultusunda yaşayan, benim yaptığım doğru felsefesiyle
yaşayan insanlar bunlar. Çok uç davranışlarını sınırlamak
için de bazı ilaç tedavileri uygulanabilir. Anti sosyaller
bir yerlerde kapalı tutulmaya gelemezler. Hapishane nüfusunun
yüzde 70'ini anti sosyaller oluşturur. O yüzden hapishanelerde
rahat durmazlar, isyan çıkarırlar. Bizim cezaevlerimizde ruh
sağlığı hizmeti yok malesef. Bu insanların rehabilite edilmeleri
lazım. Çünkü daha az antisosyal kişilik özellikleri taşıyan
bir insan o ortama girdiğinde oradaki ağabeylerinden etkilenerek
azılı bir antisosyale dönüşüyor. Bu durum ne yazık ki toplumun
her alanında var, dolayısıyla bizim de toptan bir temizliğe
ihtiyacımız var.
|