|
Toplumun ruh
sağlığını televizyon bozuyor
18.07.2006
Fadime Özkan. Yeni Şafak
Artan çocuk tecavüzleri ve cinayetleri
sinirlerimizi fena halde bozuyor. Neler olduğunu sorduğumuz
Prof. Dr. Kemal Sayar, toplumun ruh halini bozanın medya olduğunu
söylüyor.
Çocuk tecavüzleri hep olmakla
birlikte son haftalarda gazetelerin üçüncü sayfalarından birinci
sayfalarına taştı. Çünkü, minicik yavrulara tecavüz ettikten
sonra vahşice öldüren, çöplüklere gömen ve bir sonraki kurbana
kadar sanki hiçbir şey olmamış gibi, vicdanı sızlamadan, ya
da yakayı ele vermeden normal hayatına dönen tecavüzcülerin
sayısındaki artış kadar, suçları sabit olmasına rağmen ceza
infazının ardından topluma salıveriliyor olmaları da hepimizi
dehşete düşürdü. Bizi yaraladı, kanımızı dondurdu, psikolojimizi
bozdu. Suçun ve saldırganlığın artması gibi istatistiki verilerin
yanısıra, giderek daha fazla sayıda insanın kendini yalnız,
çaresiz ve değersiz hissetmesi, hayattan keyif almaması, hayal
kurmaması gibi 'semptomlar' toplumun ruh sağlığının çok da
yerinde olmadığını gösteriyor. Peki neler oluyor? Toplumun
ruh sağlığının ne durumda olduğunu, suçluların özellikle çocuk
tecavüzcülerinin 'nasıl insanlar' olduğunu Bakırköy Ruh Sağlığı
ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr.
Kemal Sayar ile konuştuk. Psikiyatrist kimliğinin yanı sıra
iyi bir şair olan Sayar'a, İsra Suresi 85. ayette geçtiği
ve kitaplarından birine verdiği isim gibi ("Sana ruhtan soruyorlar")
ruhtan sordum, o da ruhumuzu etkileyen etkenleri anlattı.
Toplumun ruh sağlığı nasıl
doktor bey?
Her geçen gün bozuluyor. Çünkü toplumun ruh sağlığını koruyan
değerler, aile hızla aşınıyor. Hızlı göç ve şehirleşmeyle
birlikte şehir ortamında yeni değerlerin oluşmaması, eski
değerlerin insanlara artık kılavuzluk etmemesi büyük sıkıntı
yaratıyor. Politik ve ekonomik belirsizlikle birlikte modernleşmeyle
gelen kimlik sorunları da insanları çok zorluyor.
Toplumun ruh sağlığının bozulmasıyla
birlikte suç oranı da hızla artıyor. Suç işleyen insanlar,
ruhsal dengesi bozuk 'hasta' insanlar mıdır?
Hayır. Suçun mahiyetine bağlı bu. Mesela terör suçu işleyenlerin
önemli bir kısmında patolojik sorun yoktur. Terör örgütlerini
yönetenlerin ağır narsistik ya da paranoit kişilik bozuklukları
olabilir. Vahşi, insanlık suçu denilebilecek türden suç işleyenlerin
bir bölümü de ağır kişilik bozukluğu olan insanlar olabilir.
Çocuklara yönelik tecavüz
ve öldürme suçları, son aylarda fark edilir biçimde arttı.
Bu tür insanlık dışı eylemlerde bulunanlarda ne tür ruhsal
bozukluklar var?
Bu kişilerde antisosyal kişilik bozukluğu dediğimiz, vicdan
eksikliği ile kendini gösteren kişilik bozuklukları vardır.
Suç işleme eğilimleri yüksektir. Bunlar yaptıkları kötü edimlerden
dolayı pişmanlık duymaz, tamamen umursamaz bir tavır takınabilirler.
Pişmanlık duymadıkları için de kolayca suç işleyebilir, tekrar
edebilirler.
TECAVÜZCÜLER ÇOCUKLARI BİRER
NESNE GİBİ GÖRÜYOR
Çocuk tecavüzcüleri arasında
sabıkası olan eski suçlular da var ama her tür meslekten,
işi gücü, sosyal çevresi, ailesi, çoluğu çocuğu olanlar da
var. Normal görünüyor, normal bir hayat sürüyorlar. Bu nasıl
oluyor peki?
Kötülük sıradandır, banaldir. Bazen çok efendi bir adam bile
bir süreçle beraber vahşi biri olabilir. Savaşlarda tanık
olduk buna. Bosna'da Sırplar gayet iyi geçindikleri Boşnak
komşularını doğradılar. Antisosyal kişiler birazcık zeki iseler
hesaplı kitaplı kötülükler yapabilirler. Özellikle pedofillerde
çok ciddi antisosyal kişilik bozuklukları vardır. Bu kişiler
tüm dünyayı nesne olarak görürler. O çocukları yaşayan, nefes
alıp veren, iç dünyaları olan, yardıma muhtaç varlıklar olarak
değerlendirmezler. Onları kullanıp atılacak bir nesne olarak
görürler. Kendilerinden başka kimseye merhametleri yoktur
çünkü.
Antisosyal kişilik bozuklukları-nın
artışında çağın ve medyanın herhangi bir etkisi var mı?
ABD'de yapılan araştırmalar antisosyalliğin iki katına çıktığını
gösteriyor. Bunda genç nesillere değer aktarılamamasının ve
televizyon kültürünün üzerinde duruluyor. Antisosyalitede
ülkemizde de büyük bir patlama var. Medya aracılığıyla merhametin
olmadığı bir dünya kışkırtılıyor. Televole gibi programlar
gelgeç eğlence programları gibi görülüyor ama toplumun altını
oyuyor aslında . Türk televizyonları Türk toplumunun ruh sağlığını
tehdit eden en büyük unsurdur. Bunu göğsümü gere gere söylerim.
Bu adi, pespaye programlar insanların birbirine yabancılaşmasını
tırmandırıyor. İnsanları değersizleştiriyor, metalaştırıyor.
Bunun sonucunda da toplumda birbirine saygı duymayan, nesne
muamelesi yapan bir gençlik türüyor. Liselerdeki şiddeti hatırlayın.
Tecavüzcülerin çocuk bedenine
şehvet duymasında, çocuk bedenlerinin çocuk bezi reklamlarında
teşhir ediliyor olmasının etkisi olabilir mi?
Olamaz çünkü çocuk bedeni sevimlidir. Çocuk bedeninin bir
cinsel nesne olması, bir cinsel kimlik içinde sunulmalarıyla
kışkırtılabilir ancak.
Çocuklara yetişkin kıyafetleri
giydiriliyor, podyuma çıkarılıyor, makyaj yapılıyor ya da
cinsel roller erken yaşlarda öğretiliyor. Bunun nasıl bir
etkisi var?
İçinde yaşadığımız kültür, çocukları hızla büyümeye teşvik
ediyor. "Hızla büyüyün ve cinsel kimliğinizi kazanın, ancak
cinsel kimliklerinizle varsınız" diyor. Özellikle genç kızlar
makyaj yapmaya, cinsel rollerine bürünmeye yönlendiriliyorlar.
Türkiye'de kürtaj yaşının düştüğüyle ilgili kadın doğumcuların
gözlemleri var. Bir yandan çabuk büyüyün derken öte yandan
hep genç kalın diyor. Bu yüzden daha ileri yaşlardakiler bile
genç tipi tüketim kalıplarını, eğlence davranışlarını benimsiyor
ve yaşın getirdiği bilgelikten uzaklaşıyorlar. Yaş bizi daha
ağır, olgun bir insan yapmıyor artık. Hepimiz daha uçarı hafif
bir hayatı yaşamak istiyoruz.
ANTİSOSYAL KİŞİLER TECRİT
EDİLMELİ, TOPLUM KORUNMALI
Tecavüzcüler yakalanabilmişse
yargılanıp cezalandırılıyor ama ceza süreleri bitince aramıza
karışıp yine aynı suçu işliyorlar! Burada hukuki bir ihmal
olduğu kesin ama bu kişilerin hapis süresince tedavi edilmeleri
mümkün değil mi? Böyle bir uygulama var mı?
Bildiğim kadarıyla Emniyet bu insanları takip ediyor ama sıkı
bir takip değil. Psikolojik tedavi de yok. Bu insanların çok
ciddi bir rehabilitasyondan geçirilmeleri ve Emniyet'e düzenli
olarak psikolojik destek alıp almadıklarını belgelemeleri
gerekir. Bu kadar ağır suç işleyenlerin toplum içine kolayca
salıverilmemeleri lazım. Ben
toplumdan tecrit edilmeleri gerektiğini düşünüyorum! Antisosyal
kişilik bozukluklarıyla ilgili yurt dışında da yayınlanan
çok sayıda çalışmam var ve askerlik dönemim boyunca yoğun
olarak onlarla çalıştım. Psikopatik davranış kalıpları bir
günden diğer güne değişmez. Yerleşiktir ve yeryüzünde belki
en zor iyileşecek kişilik bozukluklarından biridir. Çok ağır
kişilik bozuklukları olanlar toplum için daimi bir tehdit
oluşturur. Sürekli gözetim altında tutulmaları hatta tartışılarak
toplumla çok fazla temas etmeyecekleri adalarda yahut rehabilitasyon
merkezlerinde özel görevli gözetiminde uzun süreli programlara
maruz kalmaları gerekir. Topluma zarar vermeyecekleri kesinleşince
salıverilecekleri bir düzen sağlanmalı mutlaka. Buradan bu
insanlar üzerinde çok faşizan tedbirler uygulanmalı gibi bir
anlam çıkmasın. Çocuklarımızı, toplumun diğer kesimlerini
ıslah olmayacak derecede ağır kişilik bozukluğu gösteren insanların
tasallutundan korumak boynumuzun borcudur.
2020'de depresyon salgını
olacak
Her 5 kişiden 1'inin ruh
sağlığı bozuk, şeklinde bir haber yayınlanmıştı. Durum bu
kadar vahim mi gerçekten?
Bu çok yüksek bir oran, 10 kişiden 1'i dense belki. Modern
psikiyatrinin kabul görmesiyle sıradan hüzün, keyifsizlik
durumları da patolojik algılanıp ilaç verilmeye başlandı.
Dikkatli olmak lazım. Hüznümüz bize aittir. Hüznümüzü ilaçlardan
da, psikiyatrinin tasallutundan da korumamız lazım.
Şehirler kırsala, ülkenin
batısı doğusuna, kadınlar erkeklere göre daha fazla ruhsal
sorun yaşıyor. Neden?
Göç alan büyükşehir insanda büyük bir belirsizlik duygusu
yaratıyor. Hemşehri dernekleri o yüzden var. Dayanışma olmaksızın
insanlar kendilerini çaresiz ve yalnız hissediyorlar. Desmond
Morris'in 'İnsanat Bahçesi' diye bir kitabı var. Sıkışmanın
olduğu yerde agresyon, saldırganlık daha fazladır. Kaynakların
sınırlı olduğu bilgisi nedeniyle şehirlerde herkes yarış ve
koşturmaca telaşı içinde yaşar.
Kadınlarda erkeklere nazaran
daha yüksek oranda ruhsal bozukluğun görülmesinin nedeni ne
peki?
Kadın iş hayatı, çocuk bakımı ve ev işleriyle uğraştığı için
daha fazla yıpranabiliyor. Kendilerini sosyal hayatta da çok
rahat ifade edemiyorlar. Hormonal değişikliklerin etkisi de
var tabiî.
Çağın kadını beden olarak
görmesi, kozmetik ve estetik sektörünün ona sürekli olarak
zayıf bakımlı ve şık olması gerektiğini buyurması da baskı
oluşturmuyor mu kadınlar üzerinde?
Bu çok isabetli bir gözlem. Anokresiya nevrosa gibi hastalıklar
inceliğin mit haline geldiği toplumlarda yaygındır. Batı'da
sıfır beden olmaya bir yatkınlık var. Bu da kadınların çaresizlik
duygusunu, depresyonunu tırmandıran bir şey.
Ruhsal sorunlar açısından
gelecek ne getirecek?
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 2020'li yıllardan itibaren depresyon
dünyanın en önemli sağlık sorunu olacak. Modernleşmenin getirdiği
yalnızlaşma, toplumsal destek sistemlerinin çözülmesi depresyonu
neredeyse bir salgın boyutuna taşıyor. Bunun işaretlerini
Türkiye'de de görüyoruz. Bu bir espri midir yoksa gerçek midir
bilmiyorum ama New York'un atık sularında antidepresanların
bulunabildiği söyleniyor. Çaresizlik hızla yayılıyor çünkü.
Depresyona karşı en iyi ilaç
ne?
Dost, arkadaş, yâren.
Param yok demeyin, yardım
isteyin!
'Psikaytri'nin tam Türkçesi
ne? Ruh doktoru mu?
Biz beynin fonksiyonları olarak davranışlar ve duygular üzerinde
çalışıyoruz. Eskiler buna tababiyeti akliye, asabiye ve de
ruh hekimliği demişler. Ama ruh hekimliğinin çağrıştırdığı
anlam çok geniş. Metafizik çağrışım da var. Büyük şairler,
insanlığa yol gösteren önderler, mesela Hazreti Mevlana, Yunus
Emre en büyük ruh hekimidir. O ayrı, üst bir kategori bana
göre. Psikiyatri için "zihnin bilimi, zihin bilimi" diyebiliriz.
Halk psikiyatrlara rahat
geliyor mu? 'Deli' damgası yeme korkusu aşıldı mı?
Artık yardım istemekten kaçınmıyorlar. Bu çok güzel bir şey.
İşitilmek istenmek çok tabii bir ihtiyaç insanlar için. İhtiyaç
hisseden yardım istesin. Maddi gücümüz yok da demesinler.
Devlet ve üniversite hastanelerinde çok iyi çağdaş tedavi
ve bakım verilebiliyor.
Bu meslek size ne öğretti?
İnsanlar hakkında önyargılı olmamayı, sevmeyi. Biz modern
psikolojide sadece insanın patolojik, negatif yanlarıyla ilgileniyoruz.
Nerelerde kırılganlaşıyor, düşüyor ona bakıyoruz. Öte yandan
her insanın içinde soylu, meleksi, tanrısal bir öz var ve
bu, çabayla ortaya çıkarılabilir.
|