|
Ölümüne aşk
dönemi kapandı çünkü zahmet ve çile dönemi bitti
Murat Menteş
Star Gazetesi, 02.03.2008
Psikiyatr-yazar Prof. Dr.
Kemal Sayar, yeni kitabı Merhamet'te özgün ve çarpıcı düşünceler
öne sürüyor. Kitabını iki buçuk ay önce kaybettiği babasına
adayan Sayar 'Sanatın, kalbin, vicdanın rehberlik etmediği
bir bilim insanın başına çorap örebilir' diyor.
Kitabınızı okuduktan sonra, sokağa çıktım. Bütün dilencilere
para verdim, herkese gülümsedim, kedileri okşadım. Bunu mu
hedeflemiştiniz? Yani okunsun ve değişilsin?
Evet, ben de yazan her insan gibi kelimelerim okuyanların
ruhuna değsin istiyorum, bir kıvılcım çaktırsın, bir fitil
ateşlesin. Merhamet, kaybettiğimizi bulma yolunda bir düşünce
egzersizi. Modern uygarlıkta yanlış giden bir şey var, bütün
refah göstergelerine karşın insan mutsuzluğu tırmanıyor. Neyi
kaybettik sorusuna bir cevap arıyorum.
Merhamet bir düşünce kitabı
olduğu halde, duygu yoğunluğu da taşıyor. Duygularla düşüncelerin
birlikte irtifa kazanmasını mı gözetiyorsunuz?
Aliya İzzetbegoviç'in çok güzel bir sözü var, 'Bilime evet
ama sanatın olduğu bir dünyada!' Sanatın, kalbin, vicdanın
rehberlik etmediği bir bilim insanın başına çorap örebilir.
Duygu ve düşünce, kalp ve akıl el ele verirse, bu beraberlik
insanlara gökten bomba değil hayır ve güzellik yağdırabilir.
Bir metin insanı en sahici yerinden, tam kalbinden, duyguların
cevherinden yakalamalı ki onu iyiliğe ve güzelliğe taşısın.
AĞLAYARAK YAZDIM
İtiraf edeyim: Teorik bir
kitap okurken ilk kez ağladım.
Ben de itiraf edeyim: Kitapta yer alan bazı metinleri ağlayarak
yazdım.
Bu ağlama kısmını röportajdan
çıkarsak mı?
Nasıl isterseniz.
Bir insan sonradan merhametli,
vicdanlı olabilir mi?
Evet, merhameti mizacımızın bir unsuru kılmak bizim elimizde.
Merhamet öğrenilebilir, çünkü ruhumuza kodlanmıştır. Bir bebek
ağlayan başka bir bebeğe tepki verir, onun acısını paylaşır,
onunla ağlar. İnsan içindeki merhameti açığa çıkarmak ödevinde.
Fakat?
Dünya bizi türlü zalimliklere zorluyor, ancak zalimleşirsek
ayakta kalabileceğimizi düşünüyoruz. Ben de diyorum ki zalimliğin,
kaba gücün, hodbinliğin, bencilliğin aksine merhamet, dostluk,
yarenlik, diğerkámlık... Yani fıtrata dönüş, kalbe dönüş.
Başkalarının ıstırabına ilgi
duymak mı işin sırrı?
İnsan kendi kabilesinden olmayan kişi için de dertleniyorsa
merhamet sahibidir. Bütün çocukları seviyorsa, kendisine değmeyen
insanların acılarıyla da hemdert oluyorsa merhametlidir. Yani
merhamet önce komşunu tanımakla, komşunu kendin gibi sevmekle,
komşuluk ahlakıyla başlar ve oradan bütün insanlığa uzanır.
Kalple düşünmekten söz ediyorsunuz?
Geleneksel düşünce, kalbi bilgi ve bilincin merkezi olarak
görüyor. Kalple düşünmek som aklın isteklerine gem vurmak
demektir. Mesela bilimin ona rehberlik eden metafizik ilkeleri
olması demektir.
Çocukluk dönemi, hayatı algılayışımızı
ve ilişkilerimizi belirleyen bir ağırlığa mı sahip?
Çocukluğun yaralarını ileriki yaşlara taşıyoruz evet. Ama
insan hayat boyu gelişiyor, yaşadıklarından öğreniyor. Bazı
olumlu hayat olayları geçmiş olumsuz yaşantıların izini silebiliyor.
Yani?
Yani kimse çocukluğunun pasif bir kurbanı değil. Günümüzde
çocukların en büyük sorunu... Anne babaların onlarla yeterince
konuşmaması.
ŞİŞMİŞ EGOLAR HER YERDE
Sık sık incinmek, incitilmekten
söz ediyorsunuz. Fakat görünüşe bakılırsa insanlar pek incinmiyor.
Ya da... İncindiğimizi gizli mi tutuyoruz?
Kurban olmamak için zalim olmayı seçiyor insanlar. En ufak
fırsatta dişini geçirebildiğine efendilik taslayabiliyor.
Şişmiş egolar her yerde karşımıza çıkıyor. Kim kendini abartıyorsa
o incinmekten korkuyordur. Kim erkekliğini abartıyorsa onun
bu konuda kuşkuları vardır. Çağımız insanı bin bir suratlı;
ruhunun yaralarını maskelerle örteceğini sanıyor.
Hayretin bilgelik ve neşeyi
kaynaştırdığını, hayatın özüne bağlılık sayesinde hayret ettiğimizi
yazmışsınız?
Hayret bir var olma tarzıdır, bir duruş, bir hissetme biçimidir.
İnsan varlığın çağıltısı karşısında büyülenerek hayretle bakar.
Bir karıncaya, bir ağaca, bir insana hayretle bakabildiğimiz
zaman hiçbirini incitmek istemeyiz.
'Babalarımızın ölümü biraz
da bizim ölümümüzdür' diyorsunuz...
Babalarımızın ebedi aleme göçüyle birlikte sıranın bize geldiğini
fark ederiz. Onların ölümü denkleri toplama sırasının bizde
olduğunu söyler.
Ölümle yüzleşmek hayatın
anlamını nasıl açığa çıkarır?
İnsan kendi ölümü üzerine düşünebilen bir varlık. Ancak sonlu
olduğumuzu bilmemizledir ki aşkın ve güzelliğin peşinden koşuyoruz.
Çünkü hem aşk, hem de güzelliğin tecrübesi bize bir zamansızlık,
bir ölümsüzlük hissi veriyor. Ölümlü olmasaydık sevemezdik.
Kitabınızı yakınlarda vefat
eden babanıza ithaf etmişsiniz...
Bu kitapla hasıl olacak bir sevap olursa eğer, istedim ki
hepsi rahmetli babacığımın hanesine yazılsın.
Akıl ile iman anlamak ve
hissetmek için gerekli
Felsefi metinlerde ya da
psikoloji kuramlarında, insanın özde yıkıcı ve bencil olduğu
öne sürülüyor? Öyle mi sahi?
Ben insanın özü itibariyle
iyi olduğuna inanıyorum. Son yıllarda pozitif psikoloji akımı
da batı psikolojisindeki insanı bu karanlık tarafının bir
kurbanı olarak gören anlayışa başkaldırıyor ve olumlu duyguların
dönüştürücü rolü üzerinde duruyor. İnsanın meleksi yanını
beslemek gerek. Habil ve Kabil'den beri kötülük sürüyor. Eğitim
insanın olumlu özelliklerini çoğaltmayı, merhameti yaygınlaştırmayı
düstur edinmeli.
Kitabınızda büyük mutasavvıfları
da, Batılı modern düşünürleri de anıyorsunuz. Beatles da var,
Şeyh Galip de. İmam Şiblî ve Georges Bataille... Yahya Kemal
ile Dylan Thomas bir arada. Nasıl bir karışım bu?
Hikmet hepimizin yitik malıdır. Kim ki hikmetli bir söz söylemiş,
Doğudan veya Batıdan, o insanlığın esenliği için bir tuğla
taşımıştır. Gönül adamları her yerdedir.
'Kendini aşmanın akıl ve
imanı birleştiren bir sezgiyle beslenmek suretiyle gerçekleşebilmesi'
nasıl oluyor?
İnsanın serüveni bu dünyada olgunlaşmaktır. Kendini bilmek,
kainatı bilmek, varlığın ötesini bilmek. Yine de bu dünya
hayatında tamamlanmaz insan, onu ölüm tamamlar. Akıl ve iman,
anlamak ve hissetmek için gerekli. Bazı şeyler ancak teslimiyetin
bilgisiyle içimize doğuyor. Akıl ve iman bize derin bir sezginin
kapılarını aralıyor.
Terapiye, psikiyatra duyulan
ihtiyacın yoğunluğu, bir psikiyatr olarak sizi rahatsız ediyor
sanki?
Modern dünyada terapi odası insanların gerçekten işitildiklerini
düşündükleri tek yer oldu. Ancak insanı bütüncül bir bakış
açısıyla göremeyen, mekanik terapiler insanın yabancılaşmasını
hızlandırıyor. Rilke'nin deyişiyle 'şeytanları kovayım derken
melekleri ürkütmeyen' bir terapi gerek. Bunun için de terapistlerin
çok saygılı, çok donanımlı, insanı ve káinatı hayret duygusuyla
süzebilen insanlar olması lazım.
Konfor uygarlığının çocuklarıyız
biz...
Aşk bir meydan savaşı mı?
Aşık olmak meydana çıkmaktır. Savaşmayı ve yaralanmayı göze
almak. Sevgilinin kirpiklerini oka benzetenler ne güzel söylemiş.
Anne-babamıza olan bağlılığımızla
aşık olduğumuz kişiye olan bağlılığımızın benzeştiği doğru
mu?
Bazen anne-babalarımızla kurduğumuz ilişki, sevdiğimiz kişiyle
kurduğumuz ilişkinin niteliğini belirleyebiliyor. Özellikle
çocukluğunda yaralanmış insanlar, sevdikleri kişiyle ya o
yarayı tekrarlayan ilişkiler kuruyor ya da o yarayı tamir
etme arzusunu ilişkilerine taşıyabiliyor.
Aşkta teslimiyet ve sahiplenme
bir arada mı?
Teslimiyet aşk için bir zirve noktası. Öte yanda aşk bir buluşma,
bütünlenme halidir. Aşık maşukundan devamlı bir teselli ister,
onun tarafından beslenmek, onaylanmak ister. Nihayet, sevdiğini
ele geçirmek, kendini ona sonsuza dek yapıştırmak, onu kontrol
etmek ve böylece onun aşkından emin olmak ister.
Destansı aşk, hayat boyu
aşk, ölümüne sevda dönemi neden kapandı sizce?
Çünkü zahmet ve çile dönemi kapandı. Konfor uygarlığının çocuklarıyız
biz. Bu aşka da sirayet ediyor. Her şeye zahmetsizce ulaşmak
istiyoruz. Dokunmatik aşklar istiyoruz, öyle olunca da aşkla
tutku birbirine karışıyor. Sevdiğimizi derin bir bağlılıkla
sevemiyor, onu kolayca gözden çıkarıyoruz.
Aşkın maddi koşulları...
Sevmek için önce hesap yapmamak
gerek. Kaybedeceklerini düşünürsen zaten meydana çıkmazsın.
Prof. Dr. Kemal Sayar kimdir?
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kemal Sayar, 1966 doğumlu. Hacettepe
Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi'nden mezun. Marmara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda uzmanlık eğitimi
aldı. KTÜ'de öğretim üyesi olarak bulundu. 2004'ten beri Bakırköy
Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Klinik Şefliği
görevini yürütüyor. Etkili bir kültür, sanat ve düşünce adamı
olarak tanınan ve de 20 kitabı bulunan Kemal Sayar, aynı zamanda
TRT 2'de İnsanlık Hali adlı bir program hazırlıyor. Kitaplarından
bazıları: Psikiyatri ve Kültür, Hüzün Hastalığı, Olmak Cesareti,
Ruh Hastalığını Anlamak, Sufi Psikolojisi, Kalbin Direnişi,
Kültür ve Ruh Sağlığı...
|