|
Merhamet: Kalbi
diri tutan iksir
METİN KARABAŞOĞLU
Elias Canetti’ye Nobel kazandıran
büyük romanı Körleşme, modern zamanların bir büyük gerçeği
olarak, ‘uzman körlüğü’ üzerinde yoğunlaşır.
Bir diğer Nobel sahibi ismin,
biyokimya profesörü İlya Prigogine’in kâinata bütüncül bir
gözle bakma lüzumuna dikkat çeken kitabına yazdığı sunuş,
Alvin Toffler’ın da dikkat çektiği bir gerçektir bu. Toffler’ın
dediği gibi, eşyayı daha iyi anlamak için olabildiğince küçük
parçalara bölüp incelemek, modern medeniyetin en göze çarpan
özelliklerinden biridir. Ama bu parçalara ayırma işini o raddeye
vardırmıştır ki, bu parçanın hangi bütünün parçası olduğu
unutulmuş haldedir!
Sözün kısası, bir kesret çağında
yaşıyoruz. Bilginin de kesretinden söz etme durumunda olduğumuz;
ama bu kesretten bir vahdet çıkaramayan bir çağda... Böylesi
bir çağın uzman kişileri, her gün kâinata dair, hayata dair,
insana dair görüşlerini sunuyorlar bize. Onların rehberliğinde
hakikatin bilgisine ulaşma hayali içindeyiz; ama o hakikatin
giderek bizden uzaklaştığı duygusunu da bizde uyandıran tecrübeler
yaşıyoruz öte yandan... İnsan üzerine, aile üzerine, çocuk
eğitimi üzerine en çok araştırmanın yapıldığı ve en çok kitabın
yazıldığı Batı’nın, insanlık durumu, aile ve çocuk söz konusu
olduğunda yerkürenin en sorunlu parçası olması, bu tecrübelerin
en büyüğü belki de...
Meslekten bir psikiyatrist,
yani bir ‘uzman’ olmakla birlikte Kemal Sayar’ı okurken insanı
heyecanlandıran belki de en önemli husus ise, Mevlânâ Celâleddin’in
o ünlü ‘pergel’ metaforunu hayatına ve düşüncesine taşımış
olması olsa gerek. Kemal Sayar, bir akademisyen, Türkiye’de
psikiyatri deyince akla gelen ilk isimlerden biri. Ama psikiyatriye
de eleştirel bir gözle bakabilen; insanı tanımayı psikoloji
ve psikiyatriye indirgemeyen; günümüz psikiyatrisinin insan
algısının Batı düşüncesiyle birebir ilintisini görüp arasına
bir mesafe koyabilen; seküler psikiyatrinin arasına mesafe
koyduğu kadim insanı tanıma kanallarına ise aklını ve yüreğini
açık tutabilen bir isim. Kültürlerarası psikiyatriye yönelik
ilgisi de bu yüzden zaten. Öte yandan, insanı tanımanın sadece
psikiyatri ve psikolojinin kalıplarından ötesini gerektirdiğinin
farkında. Bunu, kitaplarını okurken karşımıza çıkan, kâinata
ve topluma dair bütüncül bir okuma ve külliyetli bir bakış
çabasından rahatlıkla görebiliyoruz. Kitaplarında atıfta bulunduğu
isimlerin ve kitapların listesini yapmak, bunu görmek için
yeter de artar bile.
Ve gözden kaçırılmaması gereken
bir not: Kemal Sayar, bir şair... Yayınlanmış üç şiir kitabıyla
da tanıyoruz kendisini; ve bir de öykü kitabıyla. Nitekim
benim kendisiyle ilk tanışmam, ilk şiir kitabı Hızır ve Roza’yla
oldu. “İnsan önce Kur’ân’ı, sonra Heidegger’i okumalı.” dizesini
daha ilk okuduğum gün zihnime nakşettiğim bu ilk şiir kitabıyla.
Kemal Sayar, son deneme kitabı
Merhamet: Kalbe Dönüş İçin Son Çağrı ile çıkıyor okuyucunun
karşısına. Eser, bir açıdan alışılmış Kemal Sayar stilinde
bir kitap. Yine derinlikli ve bütüncül okumalar, yine şair
duyarlılığının yansıdığı duru ve sıcak bir anlatım, yine insana,
hayata ve modern zamanlara dair algımızı ve bakışımızı yenileyen
düşünceler...
Eser, Kemal Sayar’ın kitabın
ana gövdesi tamamlandığı ama henüz basılmadığı sırada vefat
eden babası Nuri Sayar anısına yazdığı dört yazıyla başlıyor.
Sonra, kitabın ana mesajını en yoğun biçimde yansıtan, “Kalbin
Sebepleri” bölümüne geliyoruz. “Aşkın Bilgeliği” bölümündeki
yazılar, ‘kalbin sebepleri’ni açar nitelikte. Sonraki iki
bölüm, küresel ve yerel ölçekte yaşanan ‘güncel’ olaylara
da değinen bir yaklaşımla, bu iki ana bölümün zihnimizde ve
kalplerimizde sağladığı açılımı tamamlıyor.
Bir kitabın gücünü hissettiren
bir ölçüt, kitabın ve her bir yazının özeti niteliğinde olup,
insanın zihnine nakşetmek istediği inci-misal cümlelerin çokluğu;
diğer bir ölçüt ise, bu hakikat damlalarının birbirinden ayrık
durmayıp, aynı havuza akmasıdır. Merhamet: Kalbe Dönüş İçin
Son Çağrı’nın sayfaları arasında dolaşırken, insan altını
defalarca çizmek ve zihnine yerleştirmek ihtiyacı hissettiği
böylesi nice inci-misal sözle, aynı havuza akan nice hakikat
damlasıyla karşılaşıyor. İşte, kitabın içinde yer alan elliye
yakın deneme içinden sadece birinden, “Merhamet Aşısı”ndan
öylesi birkaç cümle: “Merhamet sahibiysem, benim değil, senin
yaşadığın şeydir beni etkileyen. Beni duygulandıran, senin
yaşantılarındır. Acın bana kendi acımı hatırlattığı için ağlıyor
değilim. Merhamet sahipleri, diğerinin yaşadığı ızdırabın
ne kadar acı verici olduğunu tahayyül edebilen insanlardır.
Merhamet sahipleri, ötekinin acısıyla acı duyan ve onun ızdırabını
dindirmeye soyunan soylulardır. Ve adalet ancak merhametle
kaimdir.” (...) “Etrafımızda ızdırap çeken insanlarla nasıl
ilgilendiğimiz, kalbimizi onların iniltisine ne derecede açtığımız,
ruhumuzun ve içinde yaşadığımız toplumun ne ölçüde sağlıklı
olduğunun bir aynasıdır. Merhamet bizi ızdırap çeken insana
götürür. Ancak onunla etrafımızda dönüp dolaşan acıyı dindirecek
takati buluruz.”
Sözün kısası, Kemal Sayar, bu
toprakların ve bu yüzyılın çokça ihtiyaç duyduğu bir şeye;
her türden zulme direnme ve her hal ve şartta adaleti gözetme
anlamını da içeren soylu bir direnişe; ‘kalbe dönüş için son
çağrı’ olarak ‘merhamet’e. Akleden bir kalbi var Kemal Sayar’ın;
kitabında düşünce ile duygu, kâinat ile insan, bilim ile edebiyat,
felsefe ile nebevî hikmet ustalıkla buluşuyor. Bu ses hak
ettiği yankıyı bulmalı. Akleden kalbler, Kemal Sayar’ın dile
getirdiği bu çağrıya kulak vermeli...
Yazının alındığı kaynak:
http://kitapzamani.zaman.com.tr:80/?bl=8&hn=1089
|