|
Kızım İçin
Serdar Akinan Akşam Gazetesi
23.01.2008
Çaresizlik bir hayat dersidir.
Bir kelime, bazen, anı uzama
sonsuzlukla kilitler.
Yalan söylememenin neden önemli
olduğunu anlatamamanın verdiği yenilgi duygusu çok ağır...
Geçen gece duyduğum tek bir
kelimeyle, bir an için, bu yenilgiyi aldım.
An sonsuzluk gibiydi. Issız
ve çaresiz...
Kızım bir masum yalan söyledi...
Körpe ruhunu o pırıltılı dünyalara
bir an önce atıp o sahte cemaate; modern zaman tarikatına
üye olabilme pahasına yalana sığındı.
14 yaşındaki çocuklara, birkaç
milyon daha kazanmak için kapılarını açıp içki servisi yapan
meşhur "müessese"lere veryansın etmek, burada adlarını teşhir
etmek çok anlamlı gelmiyor.
Çocuğunuzu emanet etiğiniz anne
babaların evladınızı bir gece vakti "eğlensinler" diye akranlarıyla
sokağa bırakmalarına isyan etmek de beyhude bir çaba...
Asıl körlüğünüze, sağırlığınıza
kızıyorsunuz.
Modern kültür denen şeyin ne
olduğunu anlamamız gerek. Kendisini ebeveyn olarak tarif eden
insanların durup, bir an önce, evlatlarına ve nasıl bir dünyada
yaşadıklarına bakmaları gerek.
Yaşadığım bu travmayı paylaştığım
bir anne bana şunu rica etti, "Ne olur İstanbul'un en pahalı
okullarında okuyan 13-14 yaşındaki çocukların babalarının
ne yaptığını da yaz..." dedi.
"Ne yapıyorlar?" diye şaşkın
şaşkın sordum. Aldığım yanıt, beni bile şoke etti...
"Bu sonradan görme adamlar -ben
bir kadınla beraber olabilmek için 20 yaşına kadar bekledim,
oğlum bu kadar beklemesin; 'tecrübe' sahibi olsun diye-ev
tutup; 13-14 yaşındaki oğullarına bir hayat kadını kiralıyorlar...
O çocuklar da, bir süre sonra akranları kızlardan tek bir
şey bekliyor: Seks... Son moda bu İstanbul sosyetesinde...
"
Facebook'u açtı sonra bir başka
arkadaşım. 13-14 yaşındaki çocukların sitelerinde "paylaştıkları"
fotoğrafları, yazdıkları yorumları gösterdi.
Aynı yapmacık yüz ifadeleri;
kendini "şuh bir kadın gibi" göstermeye çalışan gencecik kızlar...
Onlarla sarmaş dolaş, "donuk ve mutsuz bakışlı" oğlanlar...
Fotoğrafların çekildiği mekanlara
bakıyorum, büyük alışveriş mekanlarındaki "marka" restoranlar,
bazı bildik barlar, müstakil havuzlu evler, tekneler...
Refaha terk edilmiş; yalnızlıklarını
paylaşan; orada bir mutluluk inşa etmeye çabalayan, amaçsız,
tatminsiz bir gençlik...
"Nerede hata yaptım? Ne yapmalıyım?
Ne yapmalıyız?" sorularıyla meşgul ortalarda dolanıyorum.
Hayatımızın anlamına; neden
ve nasıl sorularıyla yanıt ararken maneviyattan başka sığınacak
liman bulamıyorum.
Karşılıksız sevgiyi, anlamı,
değeri ve çabayı; ne pahasına olursa olsun sahip olup tüketmeye
takas ettiğimiz bu günlerde bazen bir ışığa ihtiyaç duyuyoruz.
Ölüm böylesi bir ışık.
Çok değerli dostum Kemal Sayar
bir süre önce babasını kaybetmişti.
Tüm bu karmaşa ve çaresizlik
içinde gene onun yazılarında ruhuma şifa aradım.
Kişisel internet sitesine (www.kemalsayar.com)
babasının vefatı nedeniyle koyduğu yazıdaki anlamlı hüzün
ve muazzam derinlik adeta ruhumu yıkadı.
Babasına duyduğu sevginin gücü
ve duruluğu; değerler sisteminin yükseldiği sağlam din ve
ahlak zemini; tüm bu zihinsel evreni tarif ederken seçtiği
kelimelerin gücü beni adeta yeniden inşa etti; insanlığımı
hatırlattı.
İki yetim ve iki baba olarak,
"sevginin zaferleri ve acıları"nı kelimelerde paylaşmanın
ne olduğunu hissettim.
Yüreğin türlü hallerinde; ortak
kelimelerde hemdem olmanın sırrını paylaştım.
"Ölüm var. Çünkü hayat var"
diyor Kemal Sayar. O sesini uzaklara yazarken ben biçare çığlığımı
nerelerde arasam bilemiyorum.
Evlatlarımızın masum kalplerinde
mi acaba?
|