Biyografi

Kitaplar

Basından >>>

Akademik

Bilimsel Yayınlar

Denemeler

Konferanslar

İnsana Dair

Seçtiklerim

Alternatifler

İletişim

Ana Sayfa



Basından ana sayfasına dönmek için burayı tıklayın...

Yavaşlayın ve biraz merhamet edin

Taraf Gazetesi 22.04.08
Röportaj: Alaz Kuseyri

Prof. Dr. Kemal Sayar, son kitabı Merhamet'te "siyaset ahlaktan ve merhametten arınmışsa toplumsal hayatta cinnet unsurlarına rastlayabiliriz" diyor. Dersler arasına duygusal eğitim veren drama saatleri konulmasını öneren Sayar'la "kendimizi ve farklı olanı" konuştuk.

Türkiye'nin en çok ihtiyacı olan duyguyu kitap adı olarak seçmişsiniz
Türkiye'de hem siyasi acımasızlığın, hem toplumsal düzeyde acımasızlığın zirvede olduğu bir dönemdeyiz. Türkiye'de siyaset tam bir kafa koparma işi. Kural yok ve acımasızlık hüküm sürüyor. Sonra da topluma bakıyoruz ve "Delirdiler mi?" diye soruyoruz. Yahu toplum size bakıyor! Eğer siyaset ahlaktan ve merhametten arınmışsa toplumsal hayatta cinnet unsurlarına rastlayabiliriz.

Son zamanlarda aile içi cinayetler neden artıyor?
Aile için bir yazar "kalpsiz bir dünyada son sığınak" diyor. Eğer aile bozulmaya başlamışsa o toplumda gerçekten bir şeylerin kötüye gidebileceğini söyleyebiliriz. Türkiye'de aileler artık çözülüyorlar. Ailelerin çocuklarına, çocukların ebeveynlerine güvenleri sarsılıyor. Bütün bu olaylar yaşandıktan sonra bir anne bana dedi ki "Şimdi çocuğuma baktığım zaman acaba ileride bana nasıl bir zarar verir diye aklıma gelmeye başladı". Yani o temel güven duygusu aşınmaya başladı.

Bu neden oldu?
Anne babalık zayıfladı artık. O yönlendirici, ahlaki norm oluşturucu vasfını kaybetti. Ebeveynlerin de modern dünyayla ilgili kafaları karışık. Onlar da artık bu kapitalist dünyada güçlü olanın ayakta kalacağı önermesine yaslanıyorlar. Artık çocuklarına ahlakı değil, ayakta kalmak için gerekirse diğerinin sırtına basarak yükselmeyi, engeller karşısında ölümüne mücadeleyi telkin ediyorlar.

Antidepresan kullanımı hızla artıyor. İngiliz uzmanlar da antidepresanların ağır depresyon vakaları dışında kullanımının yararsız olduğunu açıkladı. İlaçlar bir tür kaçış mı?
Sıradan dertler için antidepresan kullanılmasını kimi yazarlar kaçış olarak nitelendiriyorlar. Aldous Huxley, "Cesur Yeni Dünya"da insanları düşünmekten alıkoyan, sadece mutlu olmalarını sağlayan soma adlı bir haptan bahsediyor. Tek hapla mutlu olma düşüncesi Amerikan psikiyatrisinin içinde yıllardır var. Her on yılda bir yeni bir ilaç mutluluk hapı olarak lanse ediliyor. Sorunlarımıza karşı koyacak duygusal kaynaklarımız var. Sorunlarımızla yüzleşir ve alt edersek "Başardım" diyebileceğimiz bir hikâyemiz olur. Ama sıradan dertler için ilaç alır ve sorunlarla yüzleşemezsek hikâyemiz de olmaz. Hayatın tıbbileştirilmesi bizi hikâyesiz bırakıyor. Antidepresanlar sadece klinik depresyonlarda kullanılmalı.

Türkiye'de de son dört yılda antidepresan kullanımı yüzde 85 arttı
Pek çok insan bir sürü zorluğa rağmen depresyona girmiyor. Daha dirençliler. İnsanın içinde daha mukavim noktalar var. Bunları araştırmalıyız. İngiliz gazetelerinde 50-60 sene öncesine göre travma, stres gibi kelimeler neredeyse kırk kat arttı. Bu da hayatın terapize edilmesidir. İnsanlar komşusundan alabilecekleri yardımı dahi, terapistten almak istiyor. Aslında insanlar modernleşmeyle beraber dertlerini anlatabileceği insan bulmakta zorluk çekiyor.

Yalnızlaşıyorlar…
Yalnızlaşma var. Dolayısıyla terapi odası dediğimiz yer insanın hikayesinin gerçekten dinlenildiği tek yer olmaya başladı.

Çok sayıda insan kendilerine 24 saatin yetmediğini söylüyor
Yapılan çalışmalar son yirmi yılda kronolojik zamanın hızlanmasıyla, imgelerin çok hızlı akmasıyla, olayların hep birbiri arkasına gelmesiyle gençlerin tam bir şaşkınlık içinde olduğunu ve genç intiharlarının, genç depresyonlarının neredeyse iki üç katına çıktığını gösteriyor.

Siz bunun için "yavaşlamaktan" bahsediyorsunuz
Yavaşlamak insanın kendi içine bakabilmesini, sessizliği dinleyebilmesini getiriyor. Büyük insanlar, yavaşlayabilenlerin arasından çıkar. Gündelik hayatta bir hız sarhoşluğuna kapılıyoruz ve derin şeyleri kaybediyoruz. Modern hayat bize sevgi, dostluk gibi değerleri kaybettiriyor. Modernizm, insanı ruhundan ve tanrıdan koparma projesidir. İnsan daha fazla materyal zenginliğe ulaşıyor, fakat özü itibariyle mutsuz. Refah toplumu mutluluk getirmiyor.

Peki, getirebilir mi?
Hayır. Mutluluk konusundaki araştırmalar insanların temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra paranın mutluluk getirmediğini gösteriyor. Zamanımızın en büyük paradoksu bu. Biz eşyadan yana zengin, zamandan yana fakir yoksullarız. Sevdiğinize zaman ayırmazsanız mutlu olamazsınız.

İnsanın hayatın akışını kontrol edebileceğini sanması büyük safdillik, diyorsunuz. Türkiye'de değişime direnenler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Saygı ve merhamet kendimizden farklı olanı kabullenebilmektir ve demokrasinin temel birleşenleridir. Demokratik, açık bir toplumdan söz edeceksek herkesin diğerine karşı saygıda kusur etmediği bir toplumdan bahsetmiş oluruz. Türkiye'de bazı insanlar kendilerini ayrıcalıklı görüyor ve kendinden olmayana şiddet uyguluyor. Hrant Dink cinayetiyle yoğunluk kazanan kendinden olmayanı imha etme kültürünün ne boyutlara ulaştığını bugünkü çete davasıyla görüyoruz.

Kendi fikirlerine katılmayanları hain, dinci, satılmış şeklinde tanımlayanlar nasıl bir ruh haline sahip?
İnsanları bir teşhis nesnesi kılarak değersizleştiriyorlar. Bir grup insana hain diyerek, kendilerinin seçilmiş fırka olduklarını iddia ediyorlar. Bu paranoid ideolojidir. Bunun dinamiğinde dünyayı iyi ve kötü olarak keskin hatlarla ayırma vardır. Bush, Ladin, Türkiye'deki ulusalcılar, kendilerini seçilmiş ve üstün, diğer insanları lanetli görüyorlar. Bunun temelinde kendisinde teşhis edemediği kötülüğü, kendisine yakıştıramadığı gerçekleri karşısına yansıtarak rahatlama var. Aslında karanlık onun ruhundadır fakat o karşı tarafı karanlık der. Aslında hainlik kendi içindedir fakat karşı tarafa hain der.

Merhametin eğitimle öğretilebileceğini söylüyorsunuz
Dersler arasına duygusal eğitim veren drama saatleri konulabilir. Akıl hastaneleri, lösemililerin yattığı kliniklere ziyaretler düzenlenebilir. Böylece çocuklar hayatın şiddet içeren çizgi filmlerdeki gibi bir sahneden ibaret olmadığını görürler. Ve bu da başka bir canlıya merhametle davranmalarını getirebilir.

Türkiye'de sadece kötülüğü görüyoruz, basın gözümüze kötülüğü sokuyor tespitinde bulunuyorsunuz
Türkiye'de bir sürü güzel şey oluyor. Ama haber bültenleri bunları yansıtmıyor. Basın içimizi karartıyor. Kanada'da hafta sonu kötümser haber verilmiyor. Daha optimist haberler öne çıkarılıyor. Haberler içeriklerine göre eşit olarak yayımlanırsa daha dengeli bir dünya nosyonuna sahip oluruz. Pollyannacılık yapmayalım ama haberciliğin ortasına biraz umut serpiştirelim.

 

Sayfa ziyaret sayısı: 304

 
..