|
Prof. Dr. Kemal
Sayar: Öteki'nin hikâyesine saygı duymalıyız
Röportaj: Mustafa Canbey.
Milli Gazete 06.02.2008
Modern hayatın insanı yorduğunun
altını çizerek insanlara yavaşlamaları gerektiğini öğütlüyorsunuz.
İnsanlar neden yavaşlamalı?
Modernlik adeta bir hız sarhoşluğu içinde insana ölümü ve
var oluşun asıl gayesini unutturacak bir proje. Kadim geleneklerde,
hız yaparak ruhu unutmak diye bir şey yoktu. Ruhu unutan insan
başka illetlerin pençesine düşüyor. Mesela bolluk çağında,
büyük bir yoksulluk yaşanıyor. Her türlü maddi tatmin varken,
depresyon oranlarının ve intihar oranlarının yükseldiğini
görüyoruz. Modern insanın genel manada bir mutsuzluk durumundan
muzdarip olduğunu görüyoruz.
Refah artıyor ama bu beraberinde
mutluluğu getirmiyor.
Ben bir süredir bunun üzerine düşünüyorum. "Yavaşla" da buradan
yola çıkarak yazıldı. İkinci kitabımızda da "Merhamet" diyeceğiz.
İnsanları merhamete çağıracağız. Bizler modernleşme ile birlikte,
insanı insan yapan merhamet, diğergâmlık, dostluk ve muhabbet
gibi çok temel değerleri kaybediyoruz. Bunları kaybettiğimiz
zaman sosyal dokuyu ve sosyal ağı da kaybediyoruz. Sosyal
ağ çözüldüğü zaman beraberinde insanın mutsuzluğu geliyor.
İnsanın mutluluğu bir başka insanın yüzünde, kalbinde kendisini
seyredebilmesidir.
Peki nasıl davranılması
lazım. Bu noktada çözüm öneriniz nedir?
Kadim kültürde yani yavaşla kültüründe, 'senin var olma hakkın,
senin ruhunun bu dünyada olabilme hakkını korumak benim en
temel vazifemdir. Senin düşüncelerine dost olmasam bile, senin
düşüncelerinden dolayı hiçbir şekilde istiskale uğramamanı
ve yeryüzündeki varlığını eksiltmemeni benim garanti altına
almam gerekir' anlayışı hâkimdi.
Yok etmek değil, sahip çıkmak
Latinler 'İnsan insanın kurdudur' diyorlar. Bu aynı zamanda
aydınlanma felsefesinin temelini oluşturuyor. Yani 'ötekine
katlanamamak ya da güçlünün zayıfı ezmesi' Batı'dan bize gelen
bir anlayış. Bu anlayış bizim toplum yapımıza uyuyor mu?
Bu Batı'nın en temel önermelerinden biridir. Batı 'insan insanın
kurdudur' diye düşünürken biz, 'insan insanın aynasıdır' diyoruz.
İki ayna birbirine baktığı zaman görüntü çoğalır. İki insan
birbirine baktığı zaman çoğalır. Ayna metaforu bu anlamda
çok mühimdir. İşte biz insanın insana, insanın tabiata, dost
olduğu bir medeniyetin mirasçısıyız. Kâinata baktığı zaman
çatışma yerine, bir ahenk ve bütünlük gören bir medeniyetin
devamcısı olmayı ben çok ama çok önemsiyorum. Batı'da Darwin
ve Lamark ile birlikte 'güçlü olan ayakta kalır' felsefesi
üzerine kurulmuş bir çatışma kültürü ortaya çıktı. Bugün ise
Zooloji bilimi tabiatın çatışma içinde değil, tam tersine
ahenk içinde ve birçok canlının birbiriyle uyum ve yardımlaşma
içinde olduğunu gösteriyor. Batı'nın çatışmacı anlayışı bugün
tabiata da büyük zararlar vermiş durumda. İşte bu anlayış
savaşların çıkmasına, insanın insanı yok etmesine neden oluyor.
Kadim gelenekten kopuş özellikle
gençlerin Batı kültürünün etkisi altına girmesini mi sağladı?
Şifahi kültür çok önemli. Bizim topraklarımızda geleneksel
kültür hep şifahi yollarla aktarıldı. Yazı, şifahi kültürü,
görsel kültür yazıyı geri plana itti ve imgeler öne çıktı.
Bizim gibi toplumlarda, sözlü kültür çok önemli. Bizler, hikâyelerimizi,
söylencelerimizi, kıssalarımızı hep bir nesilden ötekine sözlü
gelenek ile aktardık. Buradaki kesinti çok önemli, artık babaannelerimizden
hikâye dinleyemiyor oluşumuz, kültürel aktarımı çok zorlaştırıyor.
Sonuçta bizler, o hikâyeleri dinlemediğimiz zaman doğan boşluğu
televizyon ve internet doldurarak, bu topraklara ait olmayan
hikâyeleri ve efsaneleri bize anlatıyor. Bu da çocukların
süreksizlik duygusuna uğramalarına neden oluyor. Kendi atalarından
geçmişlerinden gençlerimizi koparıyor. Adeta onlar bu çağa
ışınlanmış gibi oluyorlar.
Tespitiniz çok doğru. Ama
televizyonun ve internetin hayatımıza bu kadar girdiği bir
noktada, bu durumun önüne nasıl geçilecek?
Eğer bu durumu değiştirmek istiyorsak, evde zaman zaman televizyonun
ve internetin kapanması gerekir. "Yavaşlamak" işte bu demek.
Sözün eski kudretinin geri verilmesi, anne babaların çocukların
gözlerinin içine bakarak hikâye anlatması ve onlarla daha
çok zaman geçirmesi lazım. Bize modern felsefe, 'Hayatta çocuklar
önemli değildir. Çocuklar nasıl olsa, kreşlerde, dadılarla
büyür. Önemli olan kariyer yapmak, bol para kazanmak ve çok
tüketmektir' diyor. Bizim felsefemiz ise, 'çocuklarımızı kendi
elimizle yetiştirmeyi' öğütlüyor. Bu da çocuklarımıza zaman
ayırmakla, onlarla konuşmakla mümkün. Modern zihniyette, çok
büyük yanılsamalar, hokus pokuslar var. 'Bize çocuğunuzla
zaman geçirmeyin ve zengin olun ve harcamaya kudretiniz olsun
ki, çocuklarınıza oyuncaklar alabilesiniz' gibi tuzaklar var.
'Ötekine saygı duymuyoruz'
Başörtüsü tartışmalarını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplumumuzda bugün şer güçler tarafından desteklenen bir kutuplaşma
ve gettolaşma var. Bundan kurtulmamız lazım. Böyle olunca
birbirimizle bir şey paylaşamıyoruz. Birbirimizin hikâyesini
dinlemeliyiz ve birbirimizin yüzüne bakarak diyalog kurmalıyız.
İki sesin buluşması çok önemlidir.
Başörtüsü takarak eğitim
hakkını kullanmak isteyen insanların diğer insanlara ne gibi
bir zararı olabilir?
Ben kamplaşma psikolojisini anlamaya çalışıyorum ama kesin
bir sonuca vardığımı söyleyemem. Şuna kesin olarak inanıyorum.
Korku siyaseti ile insanlarımız manipüle ediliyor ve korku
ile insanlar sürüleştiriliyor. Bu maalesef berbat bir şey.
İnsanın en temel dürtülerinden biri olan, 'öteki bana zarar
verecek' hissiyatı korku siyasetleri ile tırmandırılıyor.
İnsanlar, bir anda ötekini kendine düşman olarak algılamaya
başlıyor. Belki hayatında bir kez bile karşılaşma ihtimali
olmayan bir insanı kendisi için tehdit olarak görmeye başlatan
psikolojiyi iyi sorgulamak lazım. Sadece okulunu okumak isteyen
bir genç kız, bir takım mihrakların marifetiyle birden bire
diğerinin yaşam biçimini tehdit eden bir zorba figüre dönüştürülüyor.
Burada çok büyük bir aldatmaca ve psikolojik kandırmaca var.
Benim aklım almıyor. Nasıl olur da, bir üniversite öğretim
üyesi, 'o çocuklar okula gelirlerse, biz de kötü not veririz'
diyebilir. Adalet anlayışımız bu kadar mı incinmiş. Bütün
bunlar talihsiz şeyler. Bizim toplumumuzun en temel açmazlarından
biri saygı eksikliği. Ötekinin hikâyesinin değerli olabileceğine
inanmıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Belki onun hikâyesi
çok kıymetli ve belki ben ondan çok şey öğreneceğim. Belki
o benden daha güzel şeyler yapıyor. Ben bir başkasını dinlemeden
onu başörtüsüne bakarak, nasıl yok sayarım? Bu diğer taraf
için de geçerli. İnsan azizdir ve insana saygı duymayı anlamalıyız.
Anne baba figürü güçlenmeli
Kişilik bozukluklarının,
depresyonun sürekli arttığını anlatan istatistikler yayınlanıyor.
Bunun nedeni nedir?
Bunun nedeni, anne babanın artık iyice güçsüzleşmiş olmasıdır.
Çocuklar artık rol modellerini ailesinden ve yakın çevresinden
değil, televizyondan devşiriyorlar. Yani ailenin ve sohbetin
diri tutulması vazgeçilmez önemdedir. Bunlar zaten bizim geleneksel
kodlarımızın içinde olan şeylerdir. İnterneti tamamen kapatmayalım
ama, denetleyelim. Çocuklarımızın teknoloji ile olan ilişkisine
müdahale edelim. Modern zamanlardaki en büyük sıkıntılardan
biri anne babaların artık iyice güçsüzleşmeleri ve çocuklarına
sınır koymakta büyük zorluklar yaşamalarıdır. Anne baba çocuğuna
arkadaş olmak zorunda değil, anne babanın görevi, çocuğuna
ahlaki standartları sağlayacak iyi bir rehber olmaktır. Ne
doğru ne yanlış, ne konuda çocuğa yol göstermeli bunların
yöntemlerini çok iyi belirlemek zorundadır anne baba.
Batı'nın bugün en büyük açmazlarından
biri, sanırım mutlu bir gençlik yetiştirememesi. İşte bu noktada
modernizmin bize vaaz ettiklerini sorgulamamız gerekmiyor
mu?
Modernizm projesi, insanı ruhundan ve Tanrıdan koparma projesidir.
İnsan, tek başına aciz bir varlık. İnsana rehberlik edecek
bir değerler sistemi olmadığı zaman insan çok vahşileşebilir.
Afrika'da, hatta Avrupa'nın kalbinde Bosna'da cereyan eden
savaşlar, bunun örnekleridir. Metafizik ilkeler size rehberlik
ediyorsa eğer, öte dünya diye bir meseleniz varsa ve insan
davranışının insan ahlakının düşüncelerinin sadece bu dünyada
değil ötelerde de, bir yankısı olduğuna inanıyorsanız, davranışınıza
metafizik ilkeler rehberlik eder. Bu metafizik ilkeler, çoğu
dinde size hayrı ve güzelliği telkin eder. Modern dünyada
güzelliği görme konusunda zayıflığımız var. Dini felsefeler
insanın güzelliği görmesine imkân sağladığı için anlamlıdır.
Sadece akla dayanarak, hareket edemezsiniz. İnsan kâinata
kalp genişliği ile bakabilmeli. Biz diyoruz ki, akla rehberlik
edecek sistem ancak aşkınlıkta, müteal olanda ve bildirilende
vardır. Fakat Batı düşüncesi içindeki modernist ekol, 'insan
tanrıdır. Dünya insanla başlar insanla biter' anlayışını benimsiyor
ki, bu anlayış aynı zamanda diğergâmlığı yok ediyor ve bencilliği
beraberinde getiriyor.
Batı toplumu bugün refaha
rağmen daha mutsuz, Doğu toplumları fakirliğe rağmen daha
mutlu diyebilir miyiz?
Bence bu şekilde kesin ve sert çizgilerden kaçınmamız lazım.
Böyle genelleme yaparak batı mutsuz, doğu mutlu diyemeyiz.
Batı'da da çok sayıda gönül adamı var. Doğu'da baktığınız
zaman birçok despotik rejimler görüyoruz. Bizler insan hak
ve özgürlüklerinin güvence altına alınması çalışmak zorundayız.
Batı'nın bazı yöntemleri yanlış değil. Sadece modern Batı
medeniyetinde çok arızalı noktalara var. Biz buna değiniyoruz.
Bu arıza noktalarının insanların mutsuzluğunu artırdığını
düşünüyoruz. Özellikle 20. yüzyılda materyalin en önemli değer
olmasıyla birlikte bir mutsuzluk olgusu ile karşı karşıya
olduğumuz bir gerçek. Bunda insan ruhunun çoraklaşmasının,
insan ruhunun aşkınlıkla ve müteal olanla irtibatını kaybetmiş
olmasının çok büyük rolü var. Çünkü ötelerin sesini duymaz
olduğunuzda içiniz yavaş yavaş sönmeye başlıyor. Bizler bu
nedenle bin yılların birikimi ile oluşmuş kadim medeniyetlerin
irfanını ve ilmini göz ardı etmemeliyiz. Bugün Ilya Progogine
ve David Bohm gibi insanlar, doğu felsefeleri ile Batı bilimi
arasında geçişler kurmaya çalışıyorlar. Çünkü Batı biliminin
sadece aklı rehber olarak gittiği güzergâh hayırhah bir güzergâh
değil. Çünkü oradan atom bombaları türüyor. Aklın, kalbin
rehberliğine ihtiyacı var. Ve bu kalp sadece bizde var. Batı'nın
bizden öğreneceği çok şey var. Bizim dünyaya söyleyecek sözlerimiz
var. Bu toprakların, üzerinde yaşayan her ferdin dünyaya söyleyecek
sözleri var. Bugün dünyanın en temel problemlerinden biri
insanın insandan, insanın Allah'tan uzaklaşmasıdır. Yaratıcısından
uzaklaşan bir varlık, diğer yaratılandan da, uzaklaşıyor.
Yunus'un o çok bilinen 'yaratılanı severiz yaratandan ötürü'
sözü çok anlamlıdır.
|