|
Küskünler ve
Kaplanlar
Kahır, saçlarına düşen ilk
kırla küskün adamların yüreğine yerleşir. Dünyaya küserek,
kahrederek, ondan el etek çekerek yaşamak, kırklı yaşlardan
itibaren titizlikle sürdürülen bir meslek olur. Adeta yeryüzünde
tek bir şövalye kalmıştır ve bütün bir dünya yel değirmeni
halinde, onun saldırısını beklemektedir. Küskünlüğün soylu
bir tarzı vardır, öfke sessiz ve kımıltısız orada durur ve
şövalyesini güç ilişkilerinden, ahlâki düşüşlerden, ruhu çürüten
ne varsa ondan korur. Ruhun en ücra hücrelerine kadar kök
salan o öfkenin diplerinde, mutlaka bir 'haksızlığa uğramışlık'
hissi bulursunuz. Küskün adam ona saldıran dünyaya karşı zırhına
bürünür ve onun tarafından nüfuz edilmeyi reddeder. 'Sunduğunuz
iktidar ilişkileri, rütbe ve makamlar gönlümü okşamıyor' der
gibidir. Onların hayat bilgisi toplumun baskın değerleriyle
uyuşmaz. Herkes kadar 'küskün adam'ın da bir yaşama hüneri
vardır ama bu hüner, yolların çatallandığı yerlerde onu çoğunluktan
ayrı düşürür. Onların aldatılmaya, baştan çıkarılmaya karnı
toktur. Ama kahretmekten de geri durmaz, dünyayı istediği
gibi tanzim edememiş olmanın hıncı içini sürekli kemirir.
Oysa geç modern çağ baştan
çıkarmaların, ayartının, ilkesizliğin zamanı. İnsan ilişkilerinde
tuhaf bir soğuma var, 'kullan-at' tarzı ilişkiler sığlığın
bayrağını burçlara dikiyor. Modern kültür küskünlüğü de potasında
eritip onu değiş-tokuşa müsait bir meta kılabildiği ölçüde
başarılı sayılacak. Küskünlük de pazar ekonomisine tabi kılınmalı,
kenardakilere de satılacak bir mal mutlaka vardır, dahası
küskünlüğün de tanımlanabilir bir maliyeti olmalı ki devran
dönsün, değil mi ya? Yeryüzünün küskünleri üzerine demokrasi
'yağdırmalıyız' ki hayatın 'gerçek tadı'nı keşfetsinler, harcasınlar,
harcansınlar, mutlu olsunlar. Küsmek boyun eğmeyi reddetmektir.
'Gücüm sana yetmiyor, seninle dövüşemem ama sana tabi olmayı
reddediyorum' diyebilmektir.
Orta yaşlı küskün adamlar son
yıllarda giderek daha fazla dikkatimi çekiyorlar. Onlar hayatlarını
ölümcül aşkların örsünde döven, beden ve ruhlarına eziyet
ederek arınmaya çalışan vicdan mahkumlarından farklıdırlar.
Kendilerini alkol ve aşk provalarında ağır ağır öldüren 'abiler'
hayatlarına, ülkülerine, tutundukları hikâyelere şurasından
burasından ihanet etmiş, bunun getirdiği suçlulukla baş edemeyen
kişilerdir. Oysa küskünler, ele geçirmeyi reddettikleri için
zaten mağrurdurlar. Özür dileyecekleri bir merci yoktur, ruhlarını
rehin bırakmadıkları için de dik durmayı başarabilirler. 'Kâşane,
sırma, köşk onların olsun/ Bir köhne kitab, bir sarı kandil
neme yetmez' diyen şaireyi izleyen nadir kuşlardır onlar.
Terk edişin deli gömleğini giymiş ve dünyanın ağırlıklarından
arınmışlardır. Bu adamlar psikolojik açıdan sorunlu kimseler
midir? 'Kaybedenler kulübü'ne üye oldukları için, refah ve
başarıdan pay kapamadıkları için mi küsmüşlerdir? Yoksa refah
ve başarıya götüren yolları mübah kabul etmedikleri için mi?
İnsanın ruh sağlığının olmazsa olmaz koşulu olarak çevresine
sağladığı uyumu öne süren kavramlaştırmalar, bize hırsızlar
toplumunda hırsız, katiller toplumunda katil olmamızı telkin
eder gibidir. Oysa insan 'az gidilen yol'u seçebilir ve bu
da hayatında büyük fark yaratabilir. Biz bu hayat hikâyelerini
gazetelerde 'bir başarı öyküsü' olarak okumayız. Afrikalıların
söylediği gibi, 'kaplanların kendi tarihçileri oluncaya dek
bütün av hikâyeleri avcıları övecektir'. Oysa tarih inandığı
değerleri dünya nimetlerine değişmeyen cesur ve kimileyin
küskün adamların dokunuşlarıyla yazılır. Kurşuna dizilmeyi,
zindana atılmayı göze alan 'deli'ler tarihi yapar. Yozlaşmış
ilişkilerden inzivaya çekilen bir adam, şen şakrak yaşayan
kalabalığa, 'haydi uyan!' bildirisi bırakır. Küskün adamların
uğultusu; bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyen adamların
kâbusudur. Markalara küsenler firmaları çıldırtır, televizyonlara
küsenler reklamcıları çıldırtır, oy vermeyenler parti liderlerini
çıldırtır. Küsen adamlar kuvvetlidir ve onlardan korkulur.
Onları tutunamayanlar olarak görmek yanlış olur, onlar kendi
hikâyelerine, değerlerine, doğru bildiklerine tutunabilmiş,
hayatın karşısında bir tavır geliştirebilmiş insanlardır.
Mağaradaki gölge oyunlarına râm olmamış ve 'terk edişin soylu
dağı'na sığınmışlardır.
Bazen onlarla karşılaşıyorum.
Soylu duruşları, o tunçtan öfkeyi hareleyen nezaketleri gözlerimi
kamaştırıyor.Terk ederek dünyaya cevap veren adamlar. Küskünler.
Lüzumundan fazla konuşmayan ve harcamayanlar. Tenezzül etmeyenler.
Modern zamanların kavline göre kaybedenler. Kaplanlar tarih
yazımına başladığında, kazananlar.
|