|
Kafesteki adam
"Kendine
iyi bak" adlı kitabımdan...
BİR
AKŞAM SARAYIN BİR PENCERESİNDEN sokakta akıp giden kalabalığı
seyreden bir kralın gözüne, o kalabalığın içinden bir adam
takılmış. Sıradan bir insanmış bu. O akşam vakti, evine yürümekteymiş.
Tıpkı, yıllardan beri haftada beş akşam yaptığı gibi... Kral,
adamın evine vardığında yapacaklarını tahayyül etmiş: hanımı
ve çocuklarıyla merhabalaşmak, hal hatır sormak, yemeğini
yemek, televizyon seyretmek veya birşeyler okumak, uyumak,
sonra da, ertesi sabah her zamanki saatinde uyanıp yine işe
doğru yola koyulmak.
Birden bir merak sarmış kralı:
"Hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi, bu adamı da bir kafese
kapatsak acaba ne olur?"
Ertesi gün hemen ruhbilimcisini
çağırıp ona bu düşüncesinden söz açmış ve kendisini bu deneyin
gözlemini yapmaya çağırmış. Ruhbilimci bunun imkânsız olduğunu
söyleyip itiraz edecek olduysa da, kral, Cengiz Han'dan Hitler'e
kadar pek çok totaliter liderin bunu yaptığını ve şimdi bu
durumu bilimsel açıdan incelemenin hiçbir mahzuru bulunmadığını
söyleyerek kestirip atmış. "Üstelik" demiş kral, "bu iş için
külliyetli miktarda para ayırdım. Bu para heba olsun istemem."
Aslında, ruhbilimci de bir insanın
kafese kapatıldığında ne gibi davranışlar gösterebileceğini
için için merak ediyormuş zaten.
Ertesi gün kral hayvanat bahçesinden
kafes getirilmesini emretmiş. Kafes sarayın iç avlusuna yerleştirilmiş
ve kralın gözüne kestirdiği o sıradan adam derdest edilerek
kafese konulmuş. Ruhbilimci de adamı gözlemlemek için kafesin
kenarında bir yere ilişmiş. Adam önceleri yakınmış hep. Ruhbilimciye,
"Tramvayı yakalamam gerek, işe gitmeliyim, saate bak, geç
kaldım!" deyip duruyormuş. İkindiye doğru, neler olup bittiğinin
farkına varmış ve protestoya başlamış: "Kral bunu bana yapamaz!
Bu âdil değil, kanuna aykırı!.." Sesi kuvvetli, gözleri öfke
doluymuş.
"Çok iyi" diye düşünmüş ruhbilimci.
"Öfke, yanlış giden şeylerle savaşmak, onu doğrudan protesto
etmek isteyen insanların davranışıdır. Birisi kliniğe bu duygu
içinde gelse iyi sayılır, ona yardımcı olunabilir."
Haftanın sonraki günlerinde
adam protestolarını devam ettirmiş. Kral ne zaman kafesin
yanından geçse, protestolarını onun yüzüne haykırıyormuş.
Ancak, şöyle diyormuş kral:
"Şuraya bak! İyi bir yatağın, bol yiyeceğin var, çalışman
de gerekmiyor. Sana burada çok iyi bakıyoruz. Niye itiraz
ediyorsun ki?"
Birkaç gün daha geçince adamın
protestoları azalmış ve sonra bitmiş. Kafesinde sessiz duruyor
ve konuşmayı reddediyormuş. Ama ruhbilimci adamın gözlerinde
bir ateş yalımı gibi parlayan nefreti görebiliyormuş. Ağzından
birkaç söz çıktığında kısa ve kesin kelimelerle oluyormuş
bu; kimden ve niçin nefret ettiğini bilen sakin ama kuvvetli
bir sesle oluyormuş. Kral avluya çıktığında adamın gözlerinde
derin bir ateş yanıyormuş.
Ruhbilimci bu derin ateşi haksızlığa
uğrayan çok insanın gözlerinde gördüğünü düşünmüş: "Hâlâ iyi,
içinde kavga ateşi taşıyan bir kişiye yardım edilebilir."
Kral ne zaman avluda yürüyüşe
çıksa, kafesteki adama kendisine iyi bakıldığını, bol yiyecek
ve barınak verildiğini hatırlatıyormuş. Gel zaman git zaman,
ruhbilimci adamın kralın sözlerine eskisi gibi öfkeyle mukabele
etmediğini, bunları sessizlikle karşıladığını farketmiş. Adam
kralın doğru söyleyip söylemediğini tartmak ister gibi, düşünceli
bir halde, susuyormuş. Öfkenin yaktığı o derin ateş zaman
içinde sönmeye yüz tutmuş.
Birkaç hafta içinde adam ruhbilimciye
bir insana yiyecek ve barınak sağlanmasının ne kadar iyi olduğunu
anlatmaya başlamış. İnsanın kaderine rıza göstermesi gerektiğini,
kadere rızanın bilgeliğin bir parçası olduğunu söylüyormuş.
Bir süre sonra da güvenlik ve kadere teslimiyet konusunda
kapsamlı bir kuram geliştirmeye başlamış. Bu uzun ve çoğu
kez adamın monologundan ibaret sohbetlerinde, ruhbilimci onun
sesinin düzleştiğini, âdeta içinin boşaldığını hissetmiş.
"Çok zor" diye düşünmüş. "Bir insan kime buğzedeceğini bilmiyorsa
eğer, ona yardım etmek çok zor."
Adam, kendisini ziyarete gelen
bilim adamları heyetine şaşırtıcı bir biçimde dostâne davranmış
ve onlara bu yaşam biçimini kendisinin seçtiğini, emniyetin
ve gözetilip kollanmanın büyük değerler olduğunu anlatmış.
"Ne garip!" diye düşünmüş ruhbilimci. "Kendi yaşam biçimini
temize çıkarmak için neden bu kadar uğraşıyor ki?"
İleriki günlerde kral avluya
gezmeye çıktığında adam kafesin parmaklıkları ardından ona
şükran ve minnetini bildirmeye başlamış. Kral ortalıkta olmadığında
ise, içine kapanık, künt ve vurdumduymaz bir hale bürünüyormuş.
Parmaklıklar arasından yiyeceğini aldığında bardağı yahut
tabağı yere düşürüyor, sakarlığına üzülüyormuş. Konuşması
da giderek fakirleşmiş ve gözetilip kollanmanın değeri üzerine
geliştirdiği felsefî kuramlar, yerlerini "Kader bu!" gibi
basit ve sıklıkla yinelenen cümlelere bırakmış. Önceki testlerinde
hiçbir zeka sorunu olmadığı açığa çıkan adamın bu durumu,
ruhbilimciyi şaşırtmış. Neden sonra, bunun efendilerinin elini
öpmeye zorlanan kölelerde sıklıkla görülen bir davranış biçimi
olduğunu hatırlamış. Kendilerini besleyen ama aynı zamanda
onları köleleştirmiş kişilere karşı ne isyan, ne de buğz edebilen
köleler de böyle umarsız bir duruma düşerlermiş.
Kafesteki adam artık gün boyu
kafesinde oturuyor, sadece güneşin hareketlerine göre pozisyonunu
değiştiriyormuş. Ruhbilimci, adamın yüzünün artık belirli
bir ifade taşımadığını, o yüzde gülümseyişten bir iz bulunmadığını,
yüz ifadesinin tümüyle boş ve anlamsız bir hale büründüğünü
farketmiş. Adam yemeğini yiyor ve ruhbilimciye en fazla birkaç
kelime diyormuş. Gözleri uzak ve belirsiz bir noktaya tıkılmış
gibi, bakıyor, ama etrafını görmüyormuş. Adam o basit konuşmalarında
artık hiç 'ben' demiyormuş. Kafesi ve bir kafes içinde yaşamayı
kabullenmiş. Öfkesi, nefreti, dahası içinde bulunduğu hali
meşrulaştırma yolunda bir gayreti yokmuş. Zira artık aklı
başında değilmiş.
Bu masalı bize Rollo May anlatıyor,
Psychology and the Human Dilemma adlı eserinde. Acaba diyorum,
burada adamın yerine bir milleti koysak, bu kıssadan bir hisse
devşirmek mümkün olur mu? Kafese konmuş bir millet de, tarihsel
süreç içerisinde benzeri tepkileri verir mi?
Ne dersiniz: Bu masaldan asrî
zamanlara uygun bir mesel çıkar mı?
|