|
Ebeveyn ve çocuk arasında
Haim Ginott'dan çeviren Arzu Tüfekçi
1. ÇOCUKLARLA İLETİŞİMİN KURALLARI
Çocuklara, onların kendi anlam dünyalarıyla yaklaşabilmek
biricik sanattır. Genellikle çocukların mesajları çözülmesi
gereken bir şifre içerisindedir. Çocukların sorduğu soruların
ya da kullandıkları ifadelerin düz anlamlarından çok, derinde
yatan gizli anlamlarını çözmeye ve yorumlamaya çalışmak gerekir.
Mesela; annesine dünyada kaç tane terkedilmiş çocuk olduğunu
soran bir çocuğun aslında ilgilendiği şey , sosyal problemler
ya da istatistikler değildir .Çocuğa bu soruyu sorduran birgün
ebeveyni tarafından terk edilme korkusudur.Bize çok küçük,
önemsiz gibi görünse de çocuğun duygusal yaşantısında olup
bitenlere, kendi anlam dünyasındaki sorunlara ciddiyetle yaklaşmak
gerekir ; çünkü sorun her ne ise onun için ciddidir . Bu bizim
de ciddi olmamız için yeterli bir nedendir. Çocuk herhangi
bir nedenden ötürü hayal kırıklığı yaşadığında,öfkelendiğinde,üzüldüğünde
kendimizi onun yerine koymaya , neler hissetmiş olabileceğini
anlamaya yönelik bir çaba çocuklarla etkili bir iletişim kurmamızı
sağlar. Yargılamadan , kendimizi savunmaya kalkmadan onların
duygularını, şikayetlerini kabul etmemiz gerekir.
Ebeveynin uzun uzadıya kanıtlar
öne sürüp kendi haklılığını kanıtlamaya çalışması yalnızca
tartışmalara ve öfkeye yol açar.Çoğu ebeveyn bunun farkında
değildir.Çocuğun duygularını incitmeyen ve hafife almayan
etkileşimler ebeveyn ve çocuk arasındaki yakınlığı pekiştirir.
Çocuklar anlaşıldıklarını hissettikleri zaman ebeveynlerine
olan sevgilerini derinleştirirler. Çocuğun duygularına saygı
duyduğumuzu , onu anladığımızı göstererek ona yardımcı olabiliriz.Çocuklar
güçlü duygular içindeyken kimseyi dinlemezler. Ne öğüt ne
teselli ne de yapıcı eleştiri kabul ederler. Bizden onların
o anda neler hissettiklerini anlamamızı beklerler. Dahası
başlarına gelen şeyi bize tam olarak açmaksızın onları anlamamızı
isterler. Bu bir oyundur; hissettiklerinin çok küçük bir kısmını
açıklarlar ve biz de geri kalanını tahmin etmek zorunda kalırız.
Biz onların duygularını , onlara bakarak ve onları dinleyerek
anlayabiliriz. Bunu yaparken kendi duygusal yaşantımızdan
da faydalanırız.Çocuklar güçlü duygularını dile getirdikleri
zaman bu duygular ortadan kalkmaz fakat dinleyici bu duyguları
anlayışla ve yakınlıkla kabul ederse şiddeti azalır , keskin
uçları törpülenir. Çocukların sorularının çoğunun gerisinde
kendini rahatlatma , endişeden kurtulma isteği vardır. Bu
tür sorulara en iyi cevap; onlara olan ilgimizin, yakınlığımızın
ve onlarla olan ilişkimizin devamlı olacağına dair teminat
vermektir. Çocuklar duyguların insan hayatının normal bir
parçası olduğunu keşfettiklerinde rahatlarlar. Bunu anlayabilmeleri
için ebeveynler çocuklarının duygularına tercüman olmaya çalışmalıdır.
Çocuklar üzerlerinde otoriteye sahip olan ebeveynlerine ,
öğretmenlerine hem gücenirler hem de onları severler. Ebeveynler
için , hayatın bir gerçeği olan karşıt duyguların bir arada
bulunuşunu kabul etmek zordur. Onlar kendilerindeki bu çelişik
duygulardan hoşlanmazlar ve çocuklarınınkini de tolere edemezler.
İnsanlar özellikle de aile üyeleri hakkında çelişik duygular
barındırmanın yanlış olduğunu düşünürler. Her şeye rağmen
hem kendimizdeki hem de çocuklarımızdaki çelişik duyguların
varlığını kabul etmeyi öğrenmeliyiz.Çocukların da bu tür duyguların
normal ve doğal olduğunu bilmeye ihtiyaçları vardır(çocuğun
hem tatile gitmek istemesi hem de evde kalmak istemesi /öğretmenine
hem hayran olması hem de ondan pek hoşlanmaması vb.).Bizler
çocuğun bu tür duygularını dile getirerek onu anladığımızı
belirtmeliyiz.Bunu yaparken asla eleştirel olan ifadeler kullanmamalıyız.Sofistike
bir bakış açısı ; sevginin olduğu yerde biraz da nefretin
, hayranlığın olduğu yerde biraz da kıskançlığın ,bağlılığın
olduğu yerde biraz da düşmanlığın , başarının olduğu yerde
biraz da endişenin olabileceği ihtimalini göz ardı etmez.
Bu, olumlu/olumsuz/çelişik tüm duyguların meşru olduğunu kabul
eden bir bilgeliktir
.Kendi çocukluğumuza baktığımızda
;bize olumsuz duyguların kötü olduğu ve onları hissetmemizin
yanlış olduğu ya da onlardan utanmamız gerektiği öğretilmiştir.
Bu yeni yaklaşım yalnızca gerçek davranışların yargılanabileceğini
,iyi ya da kötü diye düşsel edimlerin yargılanamayacağını
kabul eder. Yalnızca davranış kınanabilir ya da övülebilir
, duygular değil.Duyguların yargılanması ve hayalgücünün kınanması
kişisel özgürlüğe ve akıl sağlığına zarar verir. Duygular
bizim genetik mirasımızın bir parçasıdır.Balıklar yüzer ,
kuşlar uçar , insanlar hisseder.Bazen mutlu oluruz bazen olmayız.
İçimizde ortaya çıkan duygular arasında seçim yapmada özgür
olmamamıza rağmen , onları nasıl ve ne zaman ifade edeceğimiz
konusunda özgürüz.Çoğumuza mutsuzken mutluymuş gibi yapmak
öğretilmiştir. Ya da korktuğumuz zaman korkulacak bir şey
olmadığı , acı çektiğimiz zaman gülmemiz gerektiği söylenmiştir.Duygusal
eğitim çocukların ne hissettiklerini bilmelerine yardım eder.
Bir çocuk için ne hissettiğini bilmek neden hissettiğini bilmekten
daha önemlidir. Çocuk açıkça duygularının ne olduğunu bilirse
muhtemelen daha az zihinsel karışıklık yaşayacaktır. Yetişkinler
için doğru olan çocuklar içinde doğrudur. "Duygusal ayna olma"
çarpıtmaksızın karşımızdakinin duygularını yansıtmaktır. Hiçbir
öğüt , hiçbir eleştiri bizi dinleyen ve anlayan bir insan
kadar yardımcı olamaz.Yargılamadan , vaaz vermeden doğrudan
çocuğun hissettiklerini ifade eden cümleler kurarsak çocuk
ne hissettiğini daha iyi anlar. Hissettikleri için yargılanmayan
çocuk duygularının normal olduğunu kabul eder ve sağlıklı
bir kişilik kazanır.
Sayfa
başı
2. KELİMELERİN GÜCÜ
Psikoterapide bir çocuğa asla " sen çok iyi küçük bir çocuksun
,sen mükemmelsin" denmez. Yargılayıcı ve değer biçici övgülerden
kaçınılır, çünkü bunun bir yararı olmaz. Tam tersine endişe
yaratır, savunmasızlığa ve bağımlılığa yol açar; kendine güveni
öz denetimi engeller. Çocukların değerlendirici övgünün baskısından
kurtulmaya ihtiyaçları vardır. Çoğu kişi övgünün çocukların
özgüvenini geliştireceğini ve bunun da kendilerini güvende
hissetmelerini sağlayacağını düşünürler. Gerçekte övgü gerilim
ve hoş olmayan davranışla sonuçlanır. Ebeveyn çocuğa " sen
çok iyi bir çocuksun "dediğinde , çocuk bunu kabul etmeyebilir,çünkü
onun kafasında kendisinin imgesi farklıdır.Çocuk ne kadar
çok övülürse "gerçek kendini" göstermek için o kadar çok yaramazlık
yapar. Övgü tıpkı penisilin gibi gelişigüzel kullanılmamalıdır.
Nasıl bu gibi ilaçların olası alerjik reaksiyonlara yol açmaması
için uyulması gereken zamanlama, doz gibi kuralları varsa
övgünün de bir duygusal ilaç olarak belli kuralları vardır.
En önemli kural; övgünün çocukların
karakterleri ve şahsiyetleri ile ilgili değil, onların çabaları
ve başarılarıyla ilgili olması gerektiğidir.Övgü sözcükleri;
çocuğun kişiliğinin çarpıtılmış bir görünümünü değil , onun
başarılarının gerçekçi resmini yansıtmalıdır.Kişiliğe olan
övgü çocuğu tehdit eder ve onun kaygılanmasına yol açar. Dolaysız
övgü tıpkı dolaysız güneş ışığı gibidir, rahatsız ve kör edicidir.Çocuk
mükemmellikten uzak olduğunu ve mükemmelliği asla gerçekleştiremeyeceğini
düşünür. Övgü iki parçadan oluşur:çocuklara söylediğimiz şey
ve onların kendi içlerinde kendilerine söyledikleri şey. Sözcüklerimiz
çocukların çabalarını , yardımlarını , başarılarını beğendiğimizi
açıkça ifade etmelidir.Övgü çocukların kişiliğine , fiziksel
ya da zihinsel özelliklerine yapıldığı zaman çocuklar sanılanın
aksine bu değerlendirmelerden hoşlanmazlar.Çocuk ebeveynin
değerlendirmelerini başka bir ifadeye çevirir.Bu övüldükten
sonra çocuğun kendine söylediği şeydir. Övgü cesaret kırıcı
da olabilir. Betimsel ifadeler ve çocukların çıkardıkları
olumlu sonuçlar akıl sağlığını inşa eder. Kullandığımız sözcüklere
karşılık olarak çocuklar kendilerine , kendileri hakkında
düşündüklerini söylerler. Çocukların gerçekçi olumlu ifadeleri
sessizce tekrarlamaları , büyük ölçüde hem kendilerine hem
de çevrelerindeki dünyaya sağlıklı olarak bakmalarını sağlar.
Eleştirme ve değerlendirme övgüsü bir madeni paranın iki yüzü
gibidir. İkisi de yargılayıcıdır. Yargılayıcı olmaktan kaçınmak
için psikologlar eleştiriyi kullanmazlar , öğüdü kullanırlar.Eleştiride
ebeveyn çocuğun kişilik özelliklerine ve karakterine saldırır.
Öğütte ise problem ve mümkün bir çözüm ifade edilir.Çocuğun
kendisi hakkında bir şey söylenmez. Bir şeyler ters gittiğinde
en iyi yol olayı ele almaktır , kişiyi değil. Çocuklar küçük
tersliklerden büyük dersler çıkarabilirler. Olaylar arasında
ayrım yapmayı ebeveynlerinden öğrenmek isterler.Çoğu ebeveyn
küçük kazalara çocukların kalbini kırarak tepki gösterirler.
Tam tersine böyle bir durumda ebeveyn çocuğa bunun bir felaket
olmadığını yalnızca küçük bir kaza olduğunu ifade etmelidir.
Aslında küçük kazalar çocukların gerçek değerleri öğrenmelerini
sağlayabilir. Bu küçük kazalarda (bir şeyin kaybedilmesi,kırılması
vb.) ebeveyn çocuğa önemli olanın nesneler değil, insan ve
duyguları olduğunu anlatmalıdır. Ebeveynin eleştirisi yalnızca
öfke ve dargınlık yaratır. Daha da kötüsü sürekli eleştirilen
çocuklar kendi değerlerinden kuşkulanmayı ve diğerlerinin
değerini küçültmeyi öğrenirler.
Kötü sıfatlar zehirli oklar
gibidir ve çocuklara karşı kullanılmamalıdır.Çocuklar aptal,
sakar,çirkin vb. sıfatlarla adlandırıldığında onların bedenlerine
ve ruhlarına yönelik bir saldırı söz konusu olur. Bu durumda
öfke, dargınlık ve nefret gelişir, öç alma isteği ortaya çıkar.
İstenmeyen ve rahatsız edici davranışlar su yüzüne çıkabilir.
Bu tür olumsuz sıfatlarla adlandırılan çocuklar zamanla kendilerinin
gerçekten öyle olduklarına inanırlar; aptal , sakar, çirkin
vb. olduklarına ikna olurlar. Çocukların kendilerinin değerlerini
anlamaları için kendileri hakkındaki olumlu kanılara , sıfatlara
ihtiyaçları vardır. Çoğu ebeveynin ; çocukları yanlışlarıyla
göstermeyi , doğrularıyla göstermekten daha kolay bulması
ironiktir.Eğer çocuklarımızın güven duygularının gelişmesini
istiyorsak onların olumlu yönlerini vurgulamak için her fırsatı
değerlendirmeli ve küçültücü yorumlardan kaçınmalıyız. Çocuklar
bazen bizi kızdırabilirler ya da çileden çıkarabilirler. Sabırlı
ve anlayışlı olmakta zorlanabiliriz. Sabrın bir erdem olduğuna
inanmak isteriz. Çok kızgın olduğumuz halde sakinmiş gibi
, gerçek duygularımızı saklayarak davranırız. Fakat çocukların
bizim gerçek duygularımızı yansıtan sözcükleri duymaya ihtiyaçları
vardır. Çocuğun ,ebeveynin kızgınlığının kendisinin terk edilmesine
yol açmayacağını öğrenmesi yararlıdır. Bu yüzden ebeveynin
öfkeliyken sevgi sözcüklerini bu tonda söylemesi uygun değildir.
Bu çocuğa sevildiğini hissettirmez yalnızca kafasında karışıklık
yaratır. Çünkü öfke sevgi sözcüklerini örter. Sevgi sözcüklerinin
ortadan kalkışı kısa sürelidir, öfke ortadan kalktığında sevgi
sözcükleri yeniden ortaya çıkar. Bizim kendi çocukluğumuzda
yaşamın bir gerçeği olarak öfkeyle nasıl başa çıkacağımız
öğretilmemiştir. Öfkelendiğimizde suçlu olduğumuz hissettirilmiştir.
Öfkeli olmanın kötü olmak anlamına geldiğine inandırılmışızdır.
Öfke yalnızca bir suç değil , çok ağır bir suçtu. Öfkelendiğimizde
öfkemizin çocuklarımıza zarar vereceğinden korkarız ve bu
yüzden öfkemizi içimizde tutarız.Öfke tekrar eden bir problemdir.
Ondan hoşlanmayabiliriz fakat onu görmezden de gelemeyiz.
Üstü kapalı olarak bilebiliriz ama ortaya çıkmasını engelleyemeyiz.
Öfke tahmin edilebilir durumlarda
ortaya çıkar ama yine de öfke daima ani ve umulmadık bir şey
olarak görülür. Öfke uzun sürmese de bir an için bize sonsuz
gibi gelir.Soğukkanlılığımızı kaybettiğimizde aklımızı yitirmişiz
gibi davranabiliriz. Çocuğumuza kötü şeyler söyleyebilir ,vurabilir
ve onu incitebiliriz. Biraz sakinleşince de kendimizi suçlu
hissederiz. Barış dolu bir ev , patlamalardan önce gerilimi
azaltan yöntemler üzerinde düzenli olarak tartışmaya ve görüşmeye
bağlıdır. Duygusal olarak sağlıklı ebeveynler öfkelerinin
farkındadırlar ve buna saygı duyarlar. Onların kullandıkları
sözcükler duygularını ifade etmeye uygundur.Duygularını saklamazlar.
Öfke duyulduğunda uygun bir şekilde ifade edilmeli, küçültücü,
suçlayıcı kullanarak karşı tarafın kişiliğine saldırılmamalıdır.
Bu her iki tarafa da zarar verir. Öfkeyle başa çıkmak için:
1.Zaman zaman çocuklarla ilgili olarak öfkelenebileceğimiz
gerçeğini kabul etmek 2.Öfkemizden suçluluk ve utanç duymamak
3.Öfke duygumuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan ifade edebilmek
Çocuklar öfkeliyken ise onlara mantıklı düşüncelerle yaklaşamayız.
Onlar öfkeliyken yalnızca duygusal yakınlığa yanıt verirler.
Onların duygularını yansıtmak ve öfke hissetmesinin normal
olduğunu vurgulamak çocuğun öfkesini etkisiz hale getirir
, onu sakinleştirir.Onu öfkelendiren problemi eleştirmeksizin
belirlemek ve bir çözüm önermek öfkeyi ortadan kaldırır. Sempati
ve anlayışla yaklaşmak onların öfkeli hallerini değişikliğe
uğratır.
Sayfa
başı
3. TEHDİT-VAAT-YALAN-NEZAKET
Tehditler çocuğun yasaklanmış olan davranışı tekrarlamasına
davetiye çıkarır. "Eğer bunu bir daha yaparsan" ile başlayan
cümleyi çocuk "bunu bir daha yap" olarak duyar.Ebeveyninin,
bu davranışı bir daha yapmasını kendisinden beklediğini ve
eğer yapmazsa ebeveyninin hayal kırıklığına uğrayacağını düşünür.
Bir tehdit çocuğun özerkliğine bir meydan okuma olarak hizmet
görür.Çocuk aynı davranışı kendine ve diğerlerine , meydan
okumaya karşılık vermekten korkmadığını göstermek için yapar.Çocuk
yaramazlık yaptığı zaman, ebeveyn bu davranışın kendilerine
hissettirdiklerini ve kabul edilebilir bir davranışın standartlarını
açık bir şekilde ifade etmelidir. Çocuklarla olan ilişkiler
doğruluk üzerine inşa edilmelidir. Vaatler çocuklarda gerçekçi
olmayan umutlara yol açar. Çocuğa bir şey vaat edildiğinde
elde olmayan nedenlerden ötürü bir engel ortaya çıktığı zaman,
çocuk bunu anlayamaz ve ebeveyninin yalan söylediğini düşünür.
Geçmişteki kötü davranışın kesilmesi ya da gelecekteki iyi
davranış hakkındaki vaatler çocuklardan talep edilmemelidir.
Çocuğun kendisine ait olmayan bir söz vermesi , hesabınızın
olmadığı bir bankaya çek yazmanıza benzer. Önceden haber verilmediğinde
, sürpriz olduğunda , onaylama ve takdir etmeyi temsil ettiğinde
ödüller çok faydalıdır. Acıtan alay içeren sözlerin çocuk
terbiyesinde yeri yoktur.Bu tür ifadelerden kaçınmak gerekir.
Bilerek ya da bilmeyerek çocuğun kendisinin ve yaşıtlarının
gözündeki konumunu sarsmamaya özen göstermeliyiz.
Eğer çocuğun onurunu zedeleyici
sözler sarf edersek , bu saldırı karşı saldırıya davetiye
çıkarır , iletişimi bloke eder ve çocuğun heyecanlanarak zihnini
intikam fantezileriyle meşgul etmesine yol açar. Çocuklar
yalan söylediğinde , özellikle yalan beceriksizce söylenmiş
ve apaçık ortadaysa ebeveynler çileden çıkarlar.Ebeveynler
çocukların kendilerini savunmalarına yol açacak sorular sormamalıdır.
Çocuklar , cevapların zaten bilindiğini tahmin ettiklerinde
kendilerinin sorguya çekilmelerine kızarlar. Çocuklar , kendilerini
beceriksiz bir yalan ve bir itiraf arasında seçim yapmaya
zorlayan sorulardan nefret ederler. Cevabını bildiğimiz soruları
bir dedektif gibi çocuğa sormak iyi bir yöntem değildir. Bazen
gerçeği söylemelerine izin verilmediği için yalan söylerler.Çocuklar
hissettiklerini söylediklerinde ; bu eleştirilir ve çocuğa
kızılırsa , çocuk gerçeği söylemenin tehlikeli bir şey olduğunu
öğrenir. "Doğruyu söylersen cezalandırılırsın , yalan söylersen
sevilirsin" gibi bir mantık geliştirirler. Ve gerçek hislerini
değil , karşılarındakinin duymak istediklerini söylerler.
Eğer dürüstlüğü öğretmek istiyorsak , hoş gerçekleri olduğu
kadar hoş olmayan gerçekleri de dinlemeye hazır olmalıyız.
Ebeveynler çocukları savunma yalanlarına teşvik etmemeli ve
yalan için kasten fırsatlar yaratmamalıdır.Çocuk yalan söylediğinde
, tepkimiz heyecanlı ve ahlakçı olmamalı fakat gerçekçi olmalıdır.
Bize yalan söylemelerinin gereksiz olduğunu çocuklara öğretmeliyiz.
Çocukların kendilerine ait olmayan şeyleri eve getirmeleri
alışılmamış bir durum değildir. Hırsızlık keşfedildiğinde
, uzun uzun öğüt vermekten ve olayı dramatize etmekten kaçınmak
önemlidir. Böyle durumlarda çocuğu yalancı , hırsız vb. olarak
adlandırmaktan kaçınılmalıdır. Çocuğa bunu niçin yaptığını
sormak faydasızdır. Çocuk bunu neden yaptığını bilmeyebilir
ve baskı karşısında bir neden söylemek için başka bir yalan
uydurabilir. Kural ; cevabını bildiğimiz soruyu sormamaktır.
Nezaket hem bir sosyal beceri hem de bir karakter özelliğidir.
Nezaket , ebeveynle özdeşleşmeyle , onların model alınmasıyla
sonradan kazanılmış bir beceridir.Nezaket tüm koşullarda "nazikçe"
öğretilmelidir. Yine de ebeveynler nezaketi sıklıkla kaba
bir biçimde öğretirler.Yaşama sanatının incelikleri bir balyozla
açığa vurulamaz. Tehlike çocukların bizim değerlendirmelerimizi
kabul etmeleri ve bunu kendi imgelerinin bir parçası yapmalarıdır.Kendilerini
kaba olarak görecekler ve bu imgeye uymaya devam edeceklerdir.
Sayfa
başı
4. SORUMLULUK
Ebeveynler , her zaman çocuklara sorumluluğu öğretmenin yollarını
ararlar. Fakat sorumluluğun zorla kabul ettirilemeyeceği bir
gerçektir. Sorumluluk yalnızca ev ve topluluk içinde kabul
edilmiş değerler tarafından yönlendirilir ve beslenir. Olumlu
değerlerde sabitlenmeyen sorumluluk antisosyalliğe yol açabilir
ve çocuk için zararlı olabilir (çete, terör örgütü vb.). Çocuğun
eğitimimize olan duygusal tepkisi , onun öğrenmesini istediğimiz
şeylerin ne kadarını alacağını belirler. Değerler direkt olarak
öğretilemez. Değerler yalnızca çocuğun sevdiği saydığı kişilerle
özdeşleşmesi ve onları model almasıyla benimsenir ve onun
bir parçası olur. Çocukların ne düşündükleri ve ne hissettikleri
ile ilgilenilmeli ; davranışlarına , başkaldırmalarına ya
da boyun eğmelerine değil bu davranışları başlatan duygulara
yanıt verilmelidir. Çocukların hissettiklerini , düşündüklerini
bize verdikleri ipuçları ile çözebiliriz. Jestleri , mimikleri
, tavırları , seslerinin tonları ve kullandıkları sözcükler
vasıtasıyla anlayabiliriz. Sorduğumuz sorular merakımızı ,
kullandığımız ifadeler yakınlığımızı vurgulamalıdır. Çocuğun
öfkesini , üzüntüsünü , küçük düşmesini anladığımızı ifade
eden cümleler "ne zaman bize ihtiyaç duysalar yanlarında olacağımız"
anlamını barındırır.Ebeveynler , çocukları fiziksel bir yara
aldığında nasıl hemen fiziksel ilk yardım yapıyorlarsa duygusal
yara aldıklarında da hemen duygusal ilk yardım yapmayı öğrenmek
zorundadırlar. Eğer çocuklar eleştiri ile yaşıyorlarsa sorumluluğu
öğrenemezler. Kendilerini ayıplamayı ve başkalarının hatalarını
bulmayı öğrenirler. Kendi yargılarından kuşkulanmayı , kendi
yeteneklerini küçük görmeyi ve başkalarının niyetlerinden
şüphe etmeyi öğrenirler. Çocukların karşı çıkmak için bizden
daha fazla zamanları ve enerjileri vardır.
Ebeveynler , çocukların hassasiyetlerini
dinleyerek , onlarda uygun değişiklikleri başlatabilirler.
Kendi hisleri ve düşünceleriyle ebeveynlerinin ilgilenmediklerini
gören çocuk gücenir ve hüsrana uğrar. Ebeveynler çocuklarının
güçlü duygularını yalnızca duymakla yetinmemelidir. Çocukların
duygularının , fikirlerinin değerli ve saygın olduğu anlayışını
benimsemelidir. Bu , çocuğun kendisine saygın bir anlam vermesine
yol açar. Kişisel olarak bir değeri olduğunu hisseden çocuk
, insanlar ve olaylar dünyasıyla daha etkin bir biçimde meşgul
olur. Çocuklar ebeveynlerinin onlar hakkındaki değerlendirmelerini
, kötü yakıştırmalarını hemen kabul ederler. Olumsuz bir yansıtma
çocuğun kendi gözündeki "ben" imgesini kolayca değiştirir.
Çocuk ebeveyninin değerlendirmelerinin gerçekten kendisini
yansıttığından şüphe etmez. Bu yüzden ebeveynler nefret ve
başkaldırma yaratan ifadelerden kaçınmalıdır. Bir sorun söz
konusu olduğunda , ebeveyn öfkelendiğinde "ben…" ile başlayan
bir cümleyle çocuğun hoş olmayan davranışını ve kendi öfkesini
betimleyebilir , böylece çocuk incitilmemiş olur. Ebeveynler
, çocuğun bakış açısını hassasiyetle anlamaya çalıştıklarında
, değer biçmeyi bıraktıklarında , kendi duygularını ve isteklerini
incitmeksizin çocuğa yansıttıklarında çocukta bir değişme
süreci başlar. Çocuk ebeveyne daha çok yakınlaşır. Tabii ki
bu değişme bir gecede olmaz.Ebeveynler , böyle bir tavır takınarak
çocuğa sorumluluk kazandırma eğitiminin büyük bir kısmını
gerçekleştirmiş olurlar. Bununla birlikte model tek başına
yeterli değildir. Her çocuk sorumluluk duygusuna kendi çabası
ve deneyimleri vasıtasıyla ulaşır. Çocuğun kendi sorunlarını
yine kendisinin çözmesine fırsat tanınmalıdır. Ebeveyn çocuğa
bu fırsatı tanıyarak , onun kendini yetenekli ve sorumlu hissetmesine
yardımcı olur. Çocuklar sorumluluk duygusuyla doğmazlar. Sorumluluk
tıpkı piyano çalmak gibi yavaş yavaş ve uzun yılların deneyimiyle
edinilir. Baskı ne kadar artarsa (ödev yapma , yemek yeme
vb.) direnme de o kadar artar. Çocuk saklanma ve kaçma konusunda
uzman olur.Eleştiri motivasyonu öldürür.Ebeveynler özel öğretmenlik
yapmamalıdır. Amaç , çocukları bizden bağımsız kişilikler
olduklarını , başarısızlıklarından ve başarılarından kendilerinin
sorumlu olduklarını onlara ifade edebilmektir. Duygu ve düşüncelerine
saygı duyulduğunda , çocuklar da ebeveynlerinin isteklerini
göz ardı etmezler.
Sayfa
başı
5. DİSİPLİN
Disiplin etme sürecinde en önemli kural , çocukların duygusal
bütünlüklerine zarar vermemektir. Disiplinin özü cezalandırmaya
etkili alternatifler bulmaktır. Aklın gücü , çocuğun davranışını
cezalandırma ve tehditten daha çok etkiler. Çocuklar cezalandırıldıklarında
büyük öfke duyarlar, kendilerinden ve ebeveynlerinden nefret
etmeye başlarlar. İntikam hayalleri kurarlar. Ebeveynler zalim
oldukları için değil deneyimsiz oldukları için cezalandırırlar
ve çocukta açtıkları yaranın farkında değildirler. Cezalar
çocuğu geliştirmez , onun sorumluluğunu arttırmaz. Hata ve
ceza karşılıklı olarak birbirini besler ve pekiştirir. Ceza
istenmeyen davranışın gerçekleşmesini engellemez. Çocuklar
cezalandırıldıklarında daha çok söz dinlemeye ya da sorumlu
olmaya değil daha dikkatli olmaya kara verirler. Gündelik
hayatımızda çoğu zaman kişisel bir paradoks yaşadığımızın
farkına varmayız.
Mesela , çocukların gürültüsünü
onlara yüksek sesle bağırarak durdurmaya çalışırız ya da ona
nazik olmayı onu azarlayarak , kaba bir biçimde öğretmeye
çalışırız. Her zaman için çocukların duygularından değil davranışlarından
sorumlu oldukları hissettirilmelidir. Davranışlara sınırlar
koyabiliriz fakat istekleri ve duyguları sınırlayamayız. Disiplin
sorunları iki parçadan oluşur: öfkeli duygular/ öfkeli davranışlar.Her
bir parça farklı olarak ele alınmalıdır. Duygular tanınmalı
, davranışlar sınırlanmalı ve yeniden yönlendirilmelidir.
Çocukları disiplin etmede ebeveynler , bazen istenmeyen davranışları
durdurabilirler fakat bu davranışlara neden olan şiddetli
dürtüleri görmezden gelirler. Çocuklarımızı disiplin ederken
onların hem duygularına hem de davranışlarına odaklanmalıyız.
Ebeveynler , çocukların hissettiklerini anlatmalarına izin
verirler fakat hoş olmayan davranışlarını sınırlarlar ve yönlendirirler.Yasaklar
çocuğun ve ebeveynin özsaygısını koruyacak şekilde koyulmalıdır.
Şiddet ve aşırı öfke olmaksızın sınırlamalar uygulanır. Çocukların
sınırlamalara başkaldırması tahmin edilebilir ve anlaşılırdır
, yasaklara başkaldırdıkları için fazladan cezalandırılmamalıdır.
En sonunda anne-baba disiplini çocuğun kendi öz-disiplinin
oluşmasına yol açar. Disiplinin üç basamağı:cesaretlendirme/izin
verme/yasaklama. Çocuklar kabul edilebilir ve kabul edilmeyen
davranış arasında açık bir ayrıma ihtiyaç duyarlar. Çocuk
izin verilebilir davranışların sınırlarını bildiğinde , kendini
güvende hisseder. Bazı davranışlar hem istenen hem de onaylanan
davranışlardır.Bazıları da onaylanmayan fakat bazı özel nedenlerden
ötürü tolere edilebilen davranışlardır. Bazıları ise kesinlikle
tolere edilmeyen ve durdurulması gereken davranışlardır. Sınırlar
koyarak ebeveynler , çocuklara bu konuda yardım ederler. Neyi
yapıp neyi yapamayacaklarını bilmeleri çocukların gündelik
hayatlarında kolaylık sağlar.
Sınır koymanın teknikleri:
1.) Bir sınır çocuğa a.)kabul edilmeyen davranışı neyin
oluşturduğunu b.)neyin kabul edilebilir davranışın yerine
koyulduğunu açıkça ifade etmelidir.
2.) Bir sınır başkaldırmanın azaltılmasını kasti olarak hesaplayan
ve öz-saygınlığı koruyan bir tarzda ifade edilmelidir.
3.) Kurallar kısa ve kişisel olmayan bir biçimde ifade edildiğinde
çocuklar tarafından dikkate alınır.
Böylece "hayır" hakareti değil
otoriteyi ifade eder. Çocuklara vurmak tıpkı trafik kazaları
gibi kabul edilemez bir şeydir. Ehliyetimizin olması nasıl
trafik kazası yapmamızı meşru kılmıyorsa , ebeveyn olmamız
da çocuklarımızı hırpalamamızı meşru kılmaz. Şiddet uygulamak
; çocuğa "öfkeliyken çözüm arayamazsın , sen de anne-babanın
yaptığı gibi vur" mesajını verir. Şiddet suçu bastırır. Çocuk
şiddete maruz kalarak bir şekilde yaramazlığının bedelini
öder ve tekrarlamak için kendini özgür hisseder.Ancak dayak
yiyerek yaramazlık yapmasına izin verildiğini düşünen çocuk
, düzenli aralıklarla ebeveynlerini kışkırtarak onların kendilerini
cezalandırmalarını isterler. Çocuklara öfkelerini ve suçlarını
ifade etmenin daha iyi yolları öğretildiğinde , ebeveynler
de sınırlar koymayı ve korumayı öğrendiklerinde fiziksel cezaya
duyulan ihtiyaç da azalacaktır. Etkili disiplin ; ebeveynin
yetişkin pozisyonundan vazgeçmeksizin , çocuk ve ebeveyn arasındaki
karşılıklı saygıda temellenir. . Eğer çocuk sosyal bir varlık
olacaksa , bazı sınırlamalar kaçınılmazdır. Bununla birlikte
ebeveynler dargınlık, başkaldırı ve nefreti davet etmemek
için polis rolünü oynamamalıdır.
Sayfa
başı
6. KISKANÇLIK
Çocuklarımızdaki kıskançlık duygularını azaltmayı öğrenebiliriz.
Ebeveynlerinin tersine çocuklar , ailede kıskançlığın olup
olmadığından şüphe etmezler. Yalnızca kıskançlığın etkisini
ve anlamını bilirler.Eve yeni bir bebek geldiğinde kıskançlık
, çekemezlik ve rekabet kaçınılmazdır. Ebeveyni başka bir
kardeşle paylaşmak çocuğa acı verir. Çocuk için paylaşmanın
anlamı daha aza alışmaktır.Daha az sevgi , daha az ilgi vb.
Çocuğun kafasında sorulmamış bir sürü soru , yüreğinde ifade
edilmemiş bir sürü endişe vardır .Bunları biz dillendirebiliriz.
Yaşadığı öfkeyi , dargınlığı her koşulda bize anlatması içine
atmasından daha iyidir. Ebeveyn çocuklarının duygularına kilit
vurmamalarına yardım etmek için anahtar konumundadır. Duygular
ifade edilmediğinde bazı semptomlar ortaya çıkar.Gece yatağı
ıslatma , tırnak yeme , eşyalar zarar verme vb. Kıskançlık
tamamen ortadan kaldırılamaz.Bununla birlikte ebeveynin tavır
ve davranışlarıyla azaltılabilir. Çocuklar eşit olarak değil
de tekil olarak sevilmeye ihtiyaç duyarlar. Çocuğun bizim
bölünmemiş sevgimizi istediği kabul edilmelidir. Çocukların
bu isteği şefkat ve anlayışla karşılandığında çocuk rahatlar
ve avunur. Her çocuk kendi öznelliği içinde değerlendirildiğinde
, kendini güçlü hisseder.
Sayfa
başı
7. KAYGI
Ebeveynler her çocuğun korku ve endişeye sahip olabileceğinin
fakında olmakla birlikte bu tür duyguların kaynaklarının farkında
değildirler. Bir çocuğun en büyük korkusu ebeveyni tarafından
sevilmemek ve terk edilmektir. Bir çocuk asla terk edilmeyle
tehdit edilmemelidir. Çocuk bir yasağı çiğnediğinde , kınanma
ve suçlanmayla karşılaşır. Bununla birlikte bir çocuğa olumsuz
duygulara sahip olması yasaklandığında , kaçınılmaz olarak
çocuk çok fazla suçluluk ve kaygı duyar. Ebeveynlerinin sevgi
ve onayını kaybetme tehlikesi olmaksızın, istediklerini düşünmekte
gerçekten özgür olduklarını bilmek çocuklar için büyük bir
rahatlıktır. Çocuğun hayatının , yetişkinlerin ihtiyaç duyduğu
yeteneğe , verime göre yönetilmemesi esastır.Böyle bir yetenek
beklentisi çocukluğun düşmanıdır. Bu , çocuğun yaratıcılığını
köreltir , duygusal gelişimini engeller , duygusal karışıklıklara
yol açar. Çocukların tecrübe edinmek , çabalamak , sıkboğaz
edilmeden ve hakaret edilmeden öğrenmek için fırsatlara ihtiyaçları
vardır. Ebeveynler arasındaki sürtüşme de kaygıya yol açar.
Anne-baba kavga ettiğinde çocuk kaygı duyar çünkü kendini
suçlu hisseder. Çocuklar kendilerini bu kavgaların sorumlusu
olarak görürler. Böyle durumlarda çocuk anne-babadan birinin
tarafını tutar. Bu çocuğun karakter gelişimine son derece
zararlıdır. Bu yüzden ebeveynler çocuklarının yanında kavga
etmemelidir. Sakin bir şekilde farklılıklarını ortaya koymalıdırlar.
Ölüm de çocuklarda kaygıya yol
açar. Kişilik geçmişin hatıraları ve geleceğin umutlarından
oluşur. Ve insanlar kendilerini bir gelecek olmaksızın düşünemezler.
Ölüm tüm umutların sona ermesidir. Ölüm yetişkinler için olduğu
kadar çocuklar için de bir muammadır. Ölüm karşısında çocuk
terk edildiğini ve sevilmediğini hisseder. Bu onda güçsüzlük
ve kaygı yaratır. Çocukların ve yetişkinlerin bir yakınlarını
kaybettiklerinde üzülmeleri ve yas tutmaları engellenmemelidir.
Üzüntü duyma konusunda özgür bırakılmalıdırlar. Çocuğun duyduğu
üzüntüyü paylaşması asla engellenmemelidir. Derin duygularını
, korkularını paylaşan çocuk teselli olur ve rahatlar. Büyümek
kolay değildir. Çocukluk suçluluk . şüphe , kaygı gibi duygularla
doludur. Çocuklar terk edilmekten korkarlar , ebeveyn çatışmasına
üzülürler , ölüm hakkında karmaşa yaşarlar ve kaygılanırlar.
Ebeveynler , çocukların bu kaygılarını tamamen yok edemeseler
de , onlarla konuşup kaygılarını anladıklarını ifade edebilir
ve onları rahatsız edici olaylara hazırlayabilirler. Çocuklar
yaşadıkları , denedikleri şeyi öğrenirler. Çocuklar tıpkı
ıslak çimento gibidir. Yaşadıkları her şey onlarda bir iz
bırakır. Bu yüzden ebeveynlerin çocuklarıyla onları incitmeden
, kendilerine olan saygılarını ve güvenlerini saramadan konuşmayı
öğrenmeleri önemlidir. İyi bir dinleyici olmak karşımızdakine
hem yüreğimizi hem zihnimizi açmamızı gerektirir. Hoş ya da
hoş olmayan her şeyi dinlemeye hazır olmalıyız. Çoğu ebeveyn
duyduklarından hoşlanmamaktan korkarlar.Bu da çocukların gerçek
duygu ve düşüncelerini anlatmamalarına ve dürüst olmamalarına
yol açar. Böyle çocuklar yalnızca ebeveynlerinin onlardan
duymak istediklerini söylerler. Kabul etmek aynı fikirde olmak
değildir. Kabul etmek , çocuğun ifadelerini ciddiye alarak
saygı dolu bir diyalog biçimini benimsemektir.
Sayfa
başı
|