|
DEPRESYONUN
NEDENLERİ VE DEPRESYONLA BAŞA ÇIKMAK
Bu
bölümde size insanı depresyona götüren nedenlerle ilgili genel
bir bilgi vereceğim. Bu bilgiler gündelik hayatımızda neleri
değiştirebilirsek depresyona yakalanmayacağımızın ip uçlarını
içeriyor. Bu bilgileri derlerken yararlandığım kaynaklar şunlardır
: Paul Gilbert. Overcoming Depression, İkinci Baskı, Oxford
University Press, 2002. Gilbert'ın kitabı depresyon üzerine
okuduğum en kapsamlı kitaplardan birisi, burada onun görüşlerinden
geniş ölçüde yararlandım. Diğer kaynakların ikisi David Burns'e
ait. Burns de dünyada depresyon üzerine yazılmış en çok satan
kitaplardan birinin yazarıdır, özellikle ilk kaynak aradan
yıllar geçmesine rağmen hala en önemli başvuru kaynaklarından
birisidir. David D. Burns. Feeling Good. The New Mood Therapy.
Avon Books, New York, 1999 ve David D. Burns. The Feeling
Good Handbook. Plume Books, New York, 1999. Aaron T. Beck
bilişsel terapi ekolünün kurucusu ve önde gelen bir kuramcıdır.
Alıntı yaptığım kitabı şöyle : Aaron T. Beck. Cognitive Therapy
and the Emotional Disorders. Penguin Boks, 1993..
Depresyon ne sıklıkta görülür?
Maalesef depresyon sık görülür.
Kadınlarda görülme oranı % 4-10, erkeklerde ise %2-2,5 . Hayat
boyu risk kadınlarda %10-26, erkeklerde %5-12'dir.
Bu şu manaya geliyor: her dört
yada beş kişiden biri hayatlarının bir döneminde bir çeşit
depresif dönem geçirebilir. Depresyon kadınlarda erkeklerden
üç kat daha sık görülür. Depresyon işşizliğin yüksek oranda
görüldüğü yerler gibi sosyoekonomik seviyenin düşük olduğu
yerlerde daha sık görülür. Yeni araştırmalar göstermiştir
ki depresyon yirminci yüzyılda artış eğilimindedir ancak bunun
nedenleri belli değildir. Sosyoekonomik değişiklikler, aileler
ve topluluklardaki bölünmeler, genç kuşaktaki özellikle işsiz
olanlar, umutsuzluk duyguları, beklentilerdeki artmanın etkisi
olabilir.
Eğer depresyondan yakınıyorsanız,
başarısız hissediyorsanız, kendinize yönelmiş yoğun bir öfkeniz
varsa, eğer hayatı yaşamaya değer bulmuyorsanız, kapana kısılmış
hissediyorsanız ve kurtulma umudunuz yoksa, duygularınız her
ne ise; yalnız olmadığınızı hatırlayın. Dünyadaki milyonlarca
depresyondaki insan sizinle aynı duyguları paylaşıyor. Elbette
bunu bilmek depresyonunuzu daha az ıstıraplı yapmaz fakat
bu sorunun sizden değil de zihninizden kaynaklandığını anlamanızda
yardımcı olur. Bu duygular depresyonun bir parçasıdır. Doğrudur,
bazı depresyonda olmayan insanlar sizi anlamazlar ve kendinizi
toplamanızı söyleyebilirler, 'unut gitsin' veya 'takma kafana
ya' derler, fakat bu sizinle ilgili bir şeylerin kötü olduğu
manasına gelmez. Bu sadece sizi anlamakta zorlanıyor oldukları
manasına gelir.
Depresyondaki insanlara yardım
etmek amacıyla yapılacak çok şey vardır. Antidepresanlar ve
psikolojik tedaviler gibi. Antidepresan ilaçlar yeterli doz
ve sürelerde kullanıldıklarında çok etkilidirler ve pek çok
depresyonun tamamen iyileşmesini sağlayabilirler.
Depresyonun Nedenleri
Akıl -beden bağlantısı
Depresif hissettiğinizde duymak
isteyeceğiniz en son şey bunun tamamen psikolojik olduğu ya
da sadece zihnin durumlarından biri olduğu sözleridir. Tüm
bunlardan sonra yorgun ve amaçsız hissedersiniz, iyi uyuyamıyorsunuzdur
ve tükenmiş hissediyorsunuzdur. Eskiye nazaran fiziksel olarak
da rahatsızsınızdır. Depresyonda olduğumuzda beynimiz daha
farklı çalışır. Depresyon psikolojik olduğu kadar fiziksel
bir problemdir de. Sadece ruhunuz değil bedeniniz de depresyonla
yavaşlar. Bağışıklık siteminiz bile daha yavaş çalışır. Bazen
biz akıl ve bedenin birbirinden ayrı olduğunu düşünebiliriz
ama öyle değildir. Akıl ve beden tektir.
Depresyonda beyin birçok yönden
etkilenmiştir. Uyku sistemi etkilenmiştir. Beynin olumlu duyguları
yöneten alanını (eğlence, aşk, mutluluk gibi) baskılarlar,
olumsuz duyguları yöneten alanını (kızgınlık, gerginlik, kıskançlık,
utanç gibi) uyarırlar. Diğer bir deyişle, depresyonda olduğumuzda
sadece hayatın eğlenceli yönlerini durdurmakla kalmaz aynı
zamanda daha gergin, üzgün ve kötü huylu oluruz.
Sinir hücreleri arasında mesaj
iletiminden sorumlu olan maddelere nörotransmitterler/ sinirsel
ileticiler denir. Beyinde çok çeşitli nörotransmitterler vardır.
Bunların bir çeşidi monoaminlerdir. Dopamin, noradrenalin
ve serotoninleri kapsarlar. Bu nörotansmitterlerin uyku, iştah,
motivasyon fonksiyonları üzerine etkileri vardır. Aynı zamanda
ruh hali ve duygular üzerinde de etkilidirler. Bizim ruh hali
kimyasallarımızdırlar. Depresyonda bu ruh hali kimyasallarının
daha az salgılandığı ve etkin bir biçimde çalışmadığı düşünülmekte.
Eğer size karmaşık geldiyse
ruh halimizin ve duygularımızın beyindeki bazı kimyasal sistemler
tarafından etkilendiğini bilmeniz yeterlidir. Antidepresan
ilaçlar da olumsuz duyguları kontrol eden alanlara ket vuran
bu sistem üzerine etkilidir. Değişik antidepresanlar değişik
şekillerde etki ederler.
Artık beyindeki değişik kimyasalların
ruh halimizi etkilediğini ve yapılan tedavilerin amacının
da bu maddelerin daha etkin çalışmasının sağlanması olduğunu
biliyoruz. Depresyondaki insanların doğal olarak sordukları
niçin beyinde bu değişiklikler olur ve bunu düzeltmek için
ne yapabilirizdir.
Bizim ruh hali kimyasallarımızı
etkileyen bir çok faktör vardır. En önemli üç tanesi genlerimiz,
geçmişimiz ve yeni oluşan stres faktörlerimizdir.
Genetik tasarım
Genlerin kişilik özellikleri
üzerine etkileri vardır. Çocuklarla yapılan araştırmalarda
doğdukları ilk günden itibaren davranışlarının birbirinden
farklı olduğu gözlemlenmiş. Kimileri daha aktif iken kimilerinin
daha pasif daha yavaş olması gibi. Genetik olarak birbirinin
aynı olan tek yumurta ikizleri hariç hiçbir insanın bir benzeri
daha yoktur.
İlk seçenek depresyona biyolojik
yatkınlığın genetik olarak geçebilme ihtimalidir. Bu olasılığın
geçerli olabilmesi için depresyonun bu ailelerde daha sık
görülmesi gerekmektedir. Bunu ispatlayabilecek en güzel kanıt,
doğdukları gün birbirinden ayrılan ikizlerin erişkin dönemde
benzer depresyon riskine sahip olduklarının gösterilmesidir.
Eğer bir tek yumurta ikizinde depresyon meydana gelirse diğer
kardeşte de depresyon gelişme ihtimalinin normal nüfusa göre
yüksek olması gerekir. Depresyonun ciddiyeti arttıkça (psikotik
özellikli olması ya da bipolar olması gibi) risk artar. Çift
yumurta ikizlerinde de risk normal nüfusa göre daha yüksektir
ancak tek yumurta ikizlerinden düşüktür. Bu anlatılanlar temelinde
depresyonun bazı çeşitlerinde genetik geçişin önemli olduğu
görülmektedir. Genlerin yaşanan olaylara bağlı olarak depresyon
geliştirme eşiğinin düşük olmasını sağladığı dile getirilmektedir.
Ancak bütün depresyonlar kalıtsal
hastalıklardır diye basite indirgememek gerekir. Bazı depresyonlar
özellikle psikotik ve bipolar olanlar daha yüksek genetik
geçiş özelliğine sahiptirler. Sonuçta ailelerinde bu tür hastalıkların
görüldüğü kişilerin depresyon geliştirme ihtimalleri artmıştır.
Her ne kadar depresyon ailesel özellik gösterse de bu her
zaman için genetik olarak geçmiş kesin bir riskin olduğunu
göstermez. Depresyonun ailelerde daha sık görülmesinin çok
sayıda başka nedenleri de vardır. Ailelerin aynı strese maruz
kalmaları gibi. Soğuk ve çocuğuna özel ilgi göstermeyen bir
ebeveyn, duygularını ifade etmekte zorlanan bir çocuğun yetişmesine
sebep olabilir ve böyle bir çocuk depresyona daha yatkın olur
ve bu çocuk da kendi çocuklarını aynı şekilde yetiştirir.
Yaşanan olaylarla bağlantılı olan hafif ve orta şiddetteki
depresyon bazı gruplarda daha sık görülür (yoksullar veya
savaş nedeniyle travmatize olanlar gibi). Tabiî bu konuda
genlerin rolü de hafife alınmamalı.
Erken çocukluk dönemi ve
beyin gelişimi
Depresyon üzerinde genlerden
başka neyin etkisi olabilir? İnsan hayatında ruh hali kimyasallarını
etkileyen bazı faktörler olabilir mi? Gerçekten olabilir.
İlk önce bilmemiz gereken doğumda insan beyninin gelişiminin
tamamlanmamış olduğu ve gelişmeye devam ettiğidir. Erken dönemde
kurulan iletişimlerin kalitesi beyindeki sinir hücreleri arasındaki
bağlantıların şekillenmesinde etkilidir. Bugün biliyoruz ki
beyin bu konuda çok esnektir. Erken çocukluk dönemindeki sosyal
girdilerin beyin gelişiminde çok büyük katkısı vardır. Sevilen
ve istenen bir çocuğun beyin gelişimi suistimal edilmiş bir
çocuktan farklı olacaktır. Araştırmalar göstermiştir ki soğukluk
ve istismar yerine ilgi ve sevgi gösterilen çocuklarda beynin
ruh hali ve duygularla ilgili olan bölümünün gelişimi etkilenmektedir.
Örneğin kronik depresyondaki insanların suistimal edilme öykülerinin
olduğunu gösteren kanıtlar artma eğilimindedir ve bu insanların
stres sistemlerinde artmış duyarlılık vardır.
Depresyona karşı olan biyolojik
duyarlılık erken dönemde yaşanan deneyimlerin beyin gelişimini
etkilemesinin bir sonucu olabilir. Bunlara bakarak çok da
karamsar olmamamız gerekir çünkü bu durumlarda bile ilaç tedavisi
ve psikolojik görüşmelerin faydası olur. Eğer kişiler kendi
duyarlılıklarının ve psikolojik özelliklerinin farkına varıp
bu konuda kendilerini eğitirlerse bu duyarlılıklarını daha
kolay değiştirip onlarla daha kolay başa çıkabilirler. Bu
arada korumak tabi ki tedavi etmekten her zaman daha iyidir,
çocukla erken dönemde kurulan ilişkilerin beyin gelişimi üzerine
olan etkilerini bilirsek toplumsal olarak çocuk bakımına daha
fazla önem veririz.
Stres ve Depresyon
Beyin gelişiminin ve genlerin
depresyona biyolojik duyarlılık üzerine olan etkilerini gördük.
Peki ya yeni stresler? Stres bizi biyolojik olarak depresyona
yatkın yapar mı? Cevabımız evet olacaktır. Çünkü stres duygular
üzerine etkili kimyasalları etkiler.Stresin yaşadığımız zorluklara
ve üzüntülere bağlı olduğu düşünülmekte. Düşüncelerimiz, davranışlarımız
ve stres sistemimiz arasındaki bağlantı göz önüne alındığında
düşünce şeklimizi değiştirmeye odaklanmanın önemi anlaşılabilir.
Stres veya ruhsal zorlanma;
gerginlik , huzursuzluk, yorgunluk ve depresyon gibi birçok
psikolojik sorunla ilgilidir. Herkesin stresle başa çıkma
yolu farklıdır. Stres altındaki bazı insanlar bunun kaynağını
çok rahat bulabilirler. Bir kısmı ise bu stres dolu olaylardan
kolay kolay kurtulamazlar. Örneğin stres kaynağı işiniz ya
da birlikte olmak zorunda olduğunuz bir kişi ise bu stresten
kurtulmanız kolay değildir. Stresle başa çıkmak için kullanılan
diğer yöntemler, mesela çok fazla alkol almak veya eve çok
geç gelmek, başka sorunlara yol açabilir. Düşüncelerimizin
ve stresle başa çıkma yollarımızın stresi nasıl kötüleştirdiğini
düşünmeden önce, stres altında olduğumuzda vücudumuzda meydana
gelen değişikliklere bir göz atalım.
İlk olarak beyinde milyonlarca
yıldır bizi dış tehditlerden koruyan bazı değişikliklerin
olduğunu söylemek gerekir. Bu nasıl çalışıyor? Şöyle düşünün;
bir gece eve doğru yürüyorsunuz ve biri üstünüze atlıyor.
Vücudumuz harekete geçmeye başlar. Kalp atışlarınız hızlanmaya
başlar, daha hızlı nefes almaya başlarsınız, midenizde sıkıntı
hissedersiniz, terlemeye başlarsınız ve korkarsınız. Bu vücudun
çalışan savunma sistemidir. Bu sistem otomatik olarak çalışır
ve sizi koşup kaçmaya ya da kalıp savaşmaya hazırlar. Vücudu
harekete geçiren ve savunma sisteminin çalışmasını sağlayan
çok çeşitli stresler vardır. Örneğin; çocuğunuzun hayatının
tehlikede olması, önemli bir sınavda başarısız olmak, ciddi
bir hastalığınızın olduğuna inanmak ya da sevdiğinizden ayrılmak
gibi. Çeşitli tehditler ve kayıplar savunma ve stres sistemimizi
harekete geçirir. Birinin üzerinize atlaması kısa süreli gelip
geçici streslerdir, kısa bir süre sarsılırsınız ve stres sona
erer. Bir sınavdan başarısız olmak, ciddi bir hastalık, bir
ilişkinin bitmesi gibi zorlanmaların etkileri daha uzun sürer.
Depresyon büyük olasılıkla uzun
dönem streslerle ilişkilidir. Kısa dönem streslerde vücudun
stres sistemi faydalı olurken uzun dönem streslerde dezavantajlı
olmaya başlar.Acaba stresi kontrol altına alabilir miyiz,
alamazsak ne olur?
Kontrol edilemeyen stres Yapılan
deneylerde hayvanları kontrol edemedikleri çok fazla strese
maruz bıraktıklarında pasif bir hale geldikleri ve depresyondaki
insanlar gibi davrandıkları görülmüştür. Eğer stresi kontrol
edebilirlerse bu durum görülmez. Bu önemli bulgular kontrol
edilemeyen stresin beyin üzerine olan etkilerini araştıran
diğer araştırmacılar tarafından da gündeme getirilmiştir.
Bazı değişikliklerin depresyonda meydana gelenler ile aynı
olduğu saptanmıştır. Örneğin olumlu duygu ve davranışları
kontrol eden beyin alanlarının etkinliğinde ketlenme, stres
sisteminin aşırı çalışması ve dopamin, noradrenalin ve serotonin
seviyesinde düşme gibi. Ancak stres kontrol edilebiliyorsa
vücudumuzda ve beynimizde daha farklı değişiklikler meydana
gelir. Eğer stres altındaysanız ve bu konuda bir şeyler yapabiliyorsanız
beyniniz farklı çalışır, yapamıyorsanız daha farklı çalışır.
Bu yüzden stresle başa çıkma yolları önemlidir.
Aslında bir olayın ne kadar
stresli olduğu bizim o olayla baş etme yeteneğimizle ilgilidir.
Biraz önce bahsettiğimiz üzerinize atlayan insan örneğini
hatırlayın, eğer çok iyi bir karateci iseniz çok fazla strese
girmezsiniz. Bir sınavda başarısız olduğunuzda 'önemli değil
oturur seneye tekrar çalışırım' diyebilirsiniz. Yani bir stresin
üzerinizdeki etkisi onunla başa çıkma yeteneğinize bağlıdır.
Bardağı taşıran son damla
İnsanlar sürekli bardağı taşıran
son damladan bahsederler çünkü stres yavaş yavaş inşa edilir.
Depresyonların çoğunda streslerin birikmişliği vardır. Ekonomik
sorunlar, işle ilgili problemler, evde yada işteki çatışmalar,
çocuklarla ilgili problemler ya da sağlık problemleri gibi.
Bu biriken stresler bizim bu konuları tekrar tekrar hatırlamamıza
ve depresyona girmemize neden olurlar. Ben pek çok hastamdan
işitmişimdir: Yıllarca en zor olaylar karşısında direnç göstermiş
ve dayanabilmişler, daha sonra ufacık bir olayla yıkılmışlardır.
Kendileri de bunu şaşkınlıkla karşılarlar. Özellikle duygularını
ifade edemeyen, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen insanlar
gün gelir bütün birikimlerini bir depresyonla ifade ederler.
İçimizde sürekli gerilen bir telin bir gün gelip artık zorlanmaya
dayanamaması ve kopmasına benzetebiliriz bu durumu. Bardak
dolar dolar, sonra ufacık bir damla onu taşırır.
Zor görünen küçük şeyler
Depresyondaki insanların fark
ettiği bir konu da evi toplamak ya da arkadaşları akşam yemeğine
çağırmak gibi küçük etkinliklerin çok zor gelmeye başlamasıdır.
Bu işleri yapmamaya başlarlar sonra yapmadıkları için üzülürler
ve bir bakarlar ki küçük şeyler artık büyük şeyler haline
gelmeye başlamış. Böyle hissetmeye başladığınızda bu küçük
şeylerin üstüne gidin ve birikerek üzerinize gelmelerine izin
vermeyin. Bunu yaparken biraz zorlanabilirsiniz ama daha iyi
hissedersiniz çünkü eğer birikmeye başlarlarsa bu sizin üzerinizde
stres yaratacaktır.
Düşünceleriniz stresinizi
artırabilir.
Problemlerimiz hakkında düşündüğümüzde
daha fazla strese girmemiz doğaldır. Strese girdiğimiz zaman
da stres sistemimiz devreye girmeye başlar. Hayatımızdaki
olumsuzlukları, özellikle de işe yaramaz olduğumuz ya da olayların
bizim kontrolümüz dışında olduğu gibi olumsuz düşünceleri
durdurabilirsek, stres sistemimiz de devreye girmeyecektir.
Genelde depresyondaki insanlar
düşüncelerinin kendilerini kötü hissetmelerinde etkili olduğunu
pek inandırıcı bulmazlar. Ancak durum böyledir. Elbette olumsuz
düşünceler depresyonun tek nedeni değildir. Ancak kendinizi
değersiz ve sevilmeye layık olmayan bir insan olarak düşünüp
dolaştığınızı farz edin. Stres ve duygu sisteminize neler
olabilir? Beyniniz bu olumsuz düşünceleri stres olarak algılayacaktır
ve bu olumsuz duygular stres hormonlarının salgılanması için
sinyal gönderecektir. Stres hormonları salındıkça daha fazla
olumsuz düşünmeye, olumsuz düşündükçe daha fazla hormon salgılamaya
başlayacaksınız ve olay bir kısır döngüye girecektir. Fakat
tekrar hatırlatmak isterim ki eğer sinirsel ileticiler çok
azalmışsa veya stres sistemi çok duyarlı hale gelmişse, mutlaka
tıbbi tedavi görmek gerekir.
Stres çemberi
Stresle başa çıkmaya çalışan
insanlara ilk önerimiz stres çemberini kırmalarıdır. Her zaman
başımıza her çeşit olay gelebilir. Planlarımız umduğumuz gibi
gitmeyebilir, ilişkilerle ilgili sorunlarımız olabilir, araba
kazası geçirebilir, ekonomik zorluklarla karşılaşabiliriz.
Çok çalışıyor olabilir, çocuklarla sorun yaşıyor olabilir
ya da sürekli ''hızlı, daha hızlı'' diyen rekabetçi ve yarışmacı
bir toplulukta yaşıyor olabiliriz. Tüm bunlar stres etkenleridir
ve stres hormonu kortizol seviyesini yükseltir, nörotransmitter
seviyesini azaltırlar. Kortizol seviyesi arttıkça daha olumsuz
düşünür, daha yorgun olur, daha fazla strese gireriz.
Stres ve akıldışı şeyler
üretmek
Hayatımız boyunca akla pek
yatkın olmayan bir sürü davranışta bulunuruz. Aşık olmak,
bir filmden hoşlanmak gibi duygularımızla karar verdiğimiz
şeyler de vardır. Duygularımız otomatik olarak olaylar hakkında
ne düşündüğümüzü ve ne yaptığımızı etkilerler. O zaman olumsuz
duygulara odaklanmamızın başka bir sebebi daha vardır. Bu
biraz da bizim beynimizin çalışma şekliyle ilgilidir. Beynimiz
çoğu zaman mantıksız çalışmak üzere yapılandırılmıştır! Örneğin
ormanda avını yemekte olan bir hayvan düşünün, bu esnada çalılıklardan
bir ses geliyor. Ne yapmalı? Biraz bekleyip ne olduğunu anlamaya
mı çalışmalı? Yoksa yemeğini bırakıp ne olduğuna bakmaya mı
gitmeli? Ya da ordan uzaklaşmalı mı? Vahşi hayatta genelde
oradan uzaklaşılır. Çünkü tehlikeyi ciddiye almayıp bir kere
yanlış davranmanın sonu ölümdür. Kaçmakla yiyeceğini kaybeder
ancak hala hayattadır. Bu ilke 'savaş ya da sıvış' ilkesidir.
Bu şu demektir : stres altında
beyin önce güvenliği sağlamaya programlanmıştır. Beynimiz
her koşulda gerçekçi düşünmez. Bunun amacı da bizi tehlikeden
korumaktır ancak stres altında bizi korumak amaçlı bazı yanlışlar
da yapabilir. Kendimizi anlamsız bir şekilde en kötüyü hesaplarken
bulursak aptal hissetmemize gerek yok bu beynimiz strese verdiği
cevaptır. Bu durumda önemli olan bunu bilip aklımızın daha
gerçekçi çalışan kısmını yardıma çağırmaktır.
Biraz içgörü ile bunu başarabiliriz.
Stresle başa çıkabilen insanların her zaman yaptıkları da
budur. Bu insanlar da diğerleri ile aynı olumsuz durumlara
maruz kalırlar ancak streslerini 'şu an bu durumun benim için
kötü göründüğünün farkındayım ancak bunu zamanla düzeltebilirim'
, 'üç ay sonra bu durum tarih olacak ve ben bunu unutmuş olacağım',
'bu benim hatam değil', 'falancadan yardım isteyebilirim'
diyerek daha çabuk atlatabilirler.
Elbette bunu başarabilmek kolay
değildir. Depresyona yatkın insanların genelde bu durumu paylaşacak
kimseleri yoktur ya da dertlerini başkalarına anlatmaktan
utanç duyarlar. Eğer uyuyamamaktan dolayı çok bitkin iseniz
ve günler gözünüze siyah görünmeye başladıysa ilaç tedavisine
ihtiyacınız olabilir. Fakat bir durup bakmak lazım, nasıl
düşünüyoruz, stresle nasıl başa çıkıyoruz ve olumsuz düşüncelerimiz
bize neler yapabilir.
Umarım depresyonun, sadece psikolojik
olmadığını, sadece kafadan kaynaklanmadığını ve güçsüz bir
karakterin göstergesi olmadığını anlamışsınızdır. Depresyon
beynimizin ve vücudumuzun strese nasıl cevap verdiğiyle ilgili
bir durumdur. Depresyon genetikle ve gelişimsel duyarlılıkla
ilgilidir. Ve tabii ki çökkün ve yorgun olmanın kendisi de
stresli ve depresyona sokucu nitelikte olabilir. Eğer depresyonda
olmaktan dolayı utanç duyuyorsanız hatırlayın ki strese bu
şekilde cevap vermesi için vücudunuzu siz organize etmediniz.
Eğer depresyon teriminden hoşlanmıyorsanız kendi kendinize
tükenmiş olduğunuzu , içinizde bir yangının olduğunu ya da
kortizol fazlalığınızın olduğunu söyleyip yardım arayabilirsiniz.
Fakat stres döngünüzü kontrol altına alabileceğinizi asla
unutmayın.
Bir duvarın dibinde bekleyen
bir adam varmış, eski zamanlarda, şehrin surlarının dibinde
bekler ve gelen giden yolcularla konuşurmuş. Bir grup yolcu
gelmiş bir gün ve 'söylesene dostum' demişler, ' Bu şehirde
yaşayanlar nasıl insanlardır, içeri girip burada konaklamaya
değer mi? ' 'Peki ya sizin geldiğiniz yerde insanlar nasıldı?'
diye sormuş adam. 'Aman aman' demiş yolcular, 'Herkes o kadar
kötü, o kadar hırslı, o kadar düzenbazdı ki kendimizi buralara
zor attık'. 'Buradaki insanlar da öyledir' demiş adam, 'varın
siz yolunuza devam edin. Bu şehrin size verebileceği hiçbir
şey yok..' Günün birinde başka yolcular gelmiş ve aynı soruyu
sormuşlar. Adam da aynı şekilde cevaplamış. 'Bizim geldiğimiz
şehirde insanlar iyi, cömert ve yardımseverdiler ve biz orada
çok mutluyduk' diye cevaplamış yolcular. 'O halde girin ve
şehrin tadını çıkarın, zira bu şehrin ahalisi de öyledir'
demiş adam. Hayata nasıl baktığımız neyi gördüğümüzü belirler.
Düşüncelerimiz bazen hislerimizi tayin eder. Hayatı hakkını
vererek yaşayabilmek çok önemlidir. Öğrenci ustasına sormuş
: 'Usta nasıl aydınlanırsın?' 'Yiyerek ve uyuyarak' demiş
usta. Talebenin kafası karışmış. 'Ama usta herkes uyur ve
herkes yemek yer'. Bunun üzerine usta şöyle cevap vermiş :
'Ama yediği zaman herkes yemez ve uyuduğu zaman herkes uyumaz'.
|