|
Ruhsal Rahatsızlıklar
: Bir Özet
DEPRESYON:
Depresyon bir duygudurum bozukluğudur.
Depresyon yaş, cinsiyet ve gelir düzeyi gözetmeksizin herkeste
ortaya çıkabilen bir durumdur. Kendini farklı kişilerde farklı
şekillerde gösterebilir. Bir kişide iki hafta süreyle aşağıdaki
belirtilerden en az beşi görülüyorsa depresyonla ilgili şüpheler
uyanabilir:
- Kendini çökkün hissetme,
eskiden severek yaptığı şeylerden zevk alamama
- Günlük hayatında sorumluluklarını
yerine getirememe ya da yerine getirmek istememe
- İştah problemleri; aşırı
kilo alma ya da aşırı kilo kaybı
- Uyku problemler; aşırı uyuma
ya da uykusuzluk
- Huzursuzluk duyma, yerinde
duramama, sinirlilik
- Kendini yorgun ve bitkin
hissetme
- Umutsuzluk, değersizlik
ve aşağılık duygusu
- Dikkat problemleri; dikkat
dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu
- Cinsel istekte azalma
- Bedensel şikayetler; baş
ağrısı, kas ağrıları, sindirim rahatsızlıkları vs.
- İntihar düşünceleri, planı
ya da girişimi
Fakat bu her kendini çökkün
hisseden ve sıkıntılı olanın depresyonda olduğu anlamına gelmemelidir.
Depresyon kişinin hayatının gidişatında sorun yaratır. İnsanlarla
ilişkilerinin ve günlük hayatının bozulmasına sebep olur.
Kişi bu durumdan kendi çabasıyla kurtulamaz.
Depresyonun ortaya çıkmasında
çeşitli olaylar rol alabilir. Bir arkadaşın ölümü, boşanma,
ayrılık, iş kaybı, maddi sıkıntılar, kadınlarda bebek doğumu
gibi sebepler depresyona yol açabilirken bazıları içinse depresyonun
gözle görülür belirli bir sebebi olmayabilir. Sebep her ne
olursa depresyondaki kişinin durumu ihmal edilmemeli ve yardım
isteğinde bulunulmalıdır.
TRAVMA
SONRASI STRES BOZUKLUĞU (TSSB)
Travma, kişinin hayatını derinden
etkileyen savaş, deprem, taciz, saldırı, işkence, bir yakınımızı
kaybetmek, vb. gibi olaylardır. TSSB ise bu olağanüstü olaylara
maruz kalınması sonucu ortaya çıkabilecek bazı olağan tepkilerle
karakterize bir ruh sağlığı sorunudur. Yaşanan travmatik olay
sonucu herkes stres belirtileri gösterebilir.
Belirtiler nedir?
Bu hastalıktan muzdarip insanların yaşadığı travmatik olayın
sebep olduğu belirtileri zihinsel, psikolojik ve davranışsal
olarak üç grupta sıralayabiliriz:
- Travmatik olayın kişinin
elinde olmadan aniden, uyanık veya uykudayken, sanki o olay
tekrar oluyormuş gibi hatırlayıp yaşaması
- Travmatik olayla yüzleşmekten
kaçmak için kişinin onu çağrıştırabilecek tüm uyarıcılardan
kaçması, başka insanlardan kendini kopmuş hissetmesi, normalde
ilgi duyulan aktivitelerden uzak durması
- Kişinin uykuya dalmakta
zorluk çekmesi, korunma amaçlı olarak her zaman tetikte
olması, aşırı sinirlenip, öfke nöbetleri yaşaması ve dikkatini
toplamakta güçlük çekmesi
TSSB belirtileri genellikle
travmadan hemen sonra, ilk haftalarda başlar. Fakat bazen
belirtiler travmadan aylar veya yıllar sonra ortaya çıkabilir.
Bu daha çok travmatik olayın yıldönümünde yaşanır. Kişinin
günlük yaşamını sürdürmesine ciddi sekilde engel oluyorsa
Travmadan sonrasında bir aydan daha fazla süre ağır belirtiler
yaşayan herkes profesyonel yardım almalıdır.
KORKULARIMIZ
VE KAYGILARIMIZ
Korku, dışarıdan gelebilecek,
kaynağı belli gerçek bir tehlike karşısında ruhsal ve bedensel
olarak verilen bir tepki biçimidir. Gerçek bir tehlike durumuyla
karşılaşan her insanda şiddetli bir korku duygusunun yanında
belirli bazı bedensel tepkiler de görülür. Örneğin, kalbi
hızla atmaya başlar, elleri titrer, göz bebekleri büyür, terleme
ve/veya titreme görülür vb. Kaygı ise gerçek bir nesneye bağlı
olarak yaşanan korku duygusundan daha çok "sanki kötü bir
şey olacakmış" gibi hissedilmesine bağlı olarak endişe duygusudur.
Kaygı, nedeni hakkında net bir bilgimizin olmadığı, içsel
bir tehlike ya da tehdit karşısında gösterilen ruhsal bir
tepkidir ve korkuda olduğu gibi belirli bedensel belirtilerin
eşlik ettiği bir durumdur. Kaygı, çok hafif tedirginlik ve
gerginlik duygusundan panik derecesine varan değişik yoğunluklarda
yaşanabilir.
Eğer yaşanan kaygı durumu;
- Kişinin mesleki ve ailevi
yaşantısını olumsuz etkilemeye başlamışsa
- Kişilerarası ilişkilerde
zorluklar oluşturuyorsa
- Gün içerisinde çok sık ortaya
çıkıyorsa ya da günün büyük bir bölümünde varsa
- Kişi bu duygulanımı kontrol
etmekte ve başa çıkmakta zorlanıyorsa bir tedavi sürecine
yönelmek gerekebilir.
Belirtileri:
- Huzursuzluk, gerginlik, tedirginlik
- Sıkıntı, daralma, çabuk
yorulma
- Dikkatini toplamada, bir
konu üzerine yoğunlaşmada zorlanma
- Uyku problemleri
- Kolay irkilme, tetikte olma
Ayrıca;
- Baş ağrısı, baş dönmesi,
sersemlik hissi
- Kulakta uğuldama, çınlama,
görme bulanıkları
- Kalp çarpıntısı, nefes darlığı,
soluk alıp vermede zorlanma
- Göğüste basınç, ağrı duyumları
- Mide - bağırsak yakınmaları
- Kas ağrıları
SOSYAL
FOBİ
Sosyal fobi, günlük yaşamda
toplum içinde komik duruma düşmek, kendinden beklenileni yerine
getirememek ya da devamlı gözleri üzerinde hissetmek gibi
nedenlerden dolayı kişinin aşırı kaygılanmasına yol açan bir
tür psikiyatrik kaygı bozukluğudur. Kişi, bu rahatsız edici
kaygı durumlarını yaşamamak için kaygısını tetikleyen tüm
toplumsal durumlara girmekten kaçınır. Dolayısıyla sosyal
ve kişisel yaşamı kötü yönde etkilenir. Başlangıç yaşı sosyal
fobide çok erkendir. Hastaların % 40'ında başlangıç yaşı 10'un
altındadır. Hastaların %95'inde ise başlangıç 20'nin altındadır.
Okul fobisi olan çocukların %40'ında ise sosyal fobi olduğu
belirtilmektedir.
Sosyal fobi 2'ye ayrılır:
- Özel: Bazı belirli durumlarda
ortaya çıkar. (toplum içinde yemek yerken ya da konuşurken
gibi)
- Genel: Kaygı durumu hemen
her toplumsal durumda ortaya çıkar.
Belirtiler:
- Titreme
- Çarpıntı
- Sıcak ya da soğuk basması
- Başta ağırlık hissetme
- Göğüste sıkışma hissi
- Kekeleme
- Kaslarda gerginlik
- Terleme
- Mide bulantısı
- Yüzde kızarma
Sosyal fobiyi tetikleyen
durumlara örnekler:
- Yeni insanlarla tanışmak
- Misafir kabul etmek
- İlgi odağı olmak
- Topluluk önünde konuşmak,
vs.
PANİK
ATAK
Panik atak oldukça sık rastlanan
bir ruhsal sorundur. Panik atak yoğun kaygı-bunaltı, korku
karışımı bir nöbettir.
Panik atağın çeşitli belirtileri
vardır:
- Göğüs ağrısı yada göğüste
sıkışma;
- Çarpıntı, kalbin kuvvetli
yada hızlı vurması
- Terleme
- Nefes darlığı yada boğulur
gibi olma
- Soluğun kesilmesi
- Yoğun ölüm korkusu
- Kontrolünü kaybetme yada
çıldırma korkusu
- Baş dönmesi, sersemlik hissi,
düşecek yada bayılacak gibi olma
- Uyuşma yada karıncalanma
- Üşüme, ürperme yada ateş
basması
- Bulantı yada karın ağrısı
- Titreme yada sarsılma
- Kendini yada çevresindekileri
değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
Bir panik atağında bu belirtilerden
en az 4'ü veya daha fazlası bulunur. Nöbet hızlı başlangıçlıdır,
10 dakikada zirveye çıkar. Bazen yarım-veya bir saat sürebilir.
Panik atak, beklenmedik, nedensiz yere, birden de ortaya çıkabilir;
ya da belli bir duruma bağlı olarak (mesela korkulan bir hayvanın
görülmesi gibi) da ortaya çıkabilir.
SINAV KAYGISI
Sınav öncesinde öğrenilen bilginin,
sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan
ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı
denir. Normal düzeydeki bir kaygı ve heyecan kişiye, istek
duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme
ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından
yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin,
enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü
yapacağı işe yönlendirmesi engellenir. Kişinin, potansiyelini
ortaya koyabilmesi için sınav sırasında dikkatinin tümünü
sınav sorularına yöneltmesi gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek
olan kişilerin yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesine ve sınavla
ilgili olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Oğrenci, dikkatini
sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav soruları ile
kişinin kendi performansına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri
arasında bölünür. Bir süre sonra öğrenci, dikkatinin çoğunu
akademik başarısıyla ilgili olumsuz yorum ve değerlendirmelere
yöneltir. Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden
daha üstün performans göstereceğini düşünür. Böylece sınava
odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden uzaklaşıp,
dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans, potansiyelinin
çok altına düşer.
Öğrenciler, sınav için sınıfta
beklerken ellerinde terleme olduğunu, kalplerinin çok hızlı
çarptığını, başlarının ya da karınlarının ağrıdığını fark
etmekte; ayrıca, gerginlik, sabırsızlık, el titremesi, bütün
bildiklerini unutma korkusu, kendine güvende azalma gibi belirtiler
yaşadıklarını da ifade etmektedirler.
Sınav başladıktan sonra ise
şu tür kaygı belirtileri ortaya çıkabilir:
- Dikkati toplamakta, sınava
başlamakta, ve soruları anlamakta güçlük;
- Bilinen bir soruda hata yapma
korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü not alma beklentisi,
- Öfke, düşünememe, sınavın
kötü geçeceğine inanma,
- Sürenin yetmeyeceği düşüncesi,
- Zor gelen sorularda paniğe
kapılma ve
- Bazı fizyolojik belirtiler.
Öğrencilerin çoğu, bu endişelerin
ve fizyolojik belirtilerin sınavın ilk 30 - 40 dakikası içinde
daha yoğun yaşandığını, sınavın sonlarına doğru, belirtilerin
şiddetinde bir azalma olduğunu belirtmektedirler.
YEME
BOZUKLUKLARI
Yeme Bozuklukları üç ana madde
altında incelenebilir.
- Anoraksiya Nervoza:
Özellikle genç kızlar arasında yaygınca görülmektedir ve
ilk önceleri diyet ile başlar. Daha sonraları hızla kilo
kaybı görülür ve kişi normal kilosundan %85 daha az bir
kilodadır. Buna rağmen, kişi kendini şişman hisseder ve
yemek yemeyi reddeder. Hastalığın belirtileri şunlardır:
Adetlerde görülen bozukluklar Kan basıncında düşüklük Mide
problemleri Deride kuruluk ve dökülme Bu yeme bozukluğu
kişiyi ölüme kadar götürebilir, bu nedenle konuyla ilgili
bir uzmana gidilmesi ve özellikle aile bireylerin bir birlik
halinde terapi alması önem taşır.
- Blumia Nervoza: Bu
kişiler dışarıdan bakıldığı zaman anoraksiya hastaları kadar
zayıf görünmezler, çünkü çok fazla kilo kaybı yaşamazlar.
İstedikleri şeyleri rahatça yiyen bu kişiler, daha sonra
kilo almak istemedikleri için yediklerini kusma yoluyla
dışarı çıkarırlar. Bu kişilerde de sonraları birtakım sorunlar
görülür, bunlara örnek olarak: Adetlerde düzensizlik Dişlerde
sarılık Mide ve yemek borusunda görülen sorunlar Kalp ritminde
bozukluklar
- Obezite: Saydığımız
diğer iki yeme bozukluğunun tersine, aşırılı kiloluluğu
temsil eder. Halk arasında obezite, "şişmanlık" olarak bilinmektedir.
Bu kişilerde vücutta gereğinden fazla yağ birikmektedir.
Obezite nedeniyle kişide başka hastalıklar da görülmeye
başlar. Bunlardan birkaçı: Kalp hastalıkları Solunum rahatsızlıkları
Adet bozuklukları Şeker hastalığı Safra kesesi rahatsızlıkları
Obezite insan ömrünü kısaltır. Türkiye'de obezite hastası
sayısı gitgide artmaktadır ve bu kişilerin uzmanlardan yardım
almaları gerekmektedir.
HİPERAKTİVİTE
VE DİKKAT BOZUKLUĞU
Çocuğunuz yerinde duramıyor
mu? Dediklerinizi dinlemiyor ve genellikle öğretmeninden yaramazlığı
ve dikkatsizliği ile ilgili şikayetler mi alıyorsunuz? Bu
durumda çocuğunuzda "Hiperaktivite ve Dikkat Bozukluğu" olabilir.
Peki yaramazlık ile arasındaki fark nedir?
Hiperaktivite ve Dikkat Bozukluğu
olan çocuklarda genellikle şunlar görülür:
- Onlara söylenenleri yapmakta
zorluk çekerler,
- Akşam yemeklerinde yerlerinde
oturamazlar, ya da duramaz ve sürekli konuşurlar.
- Arkadaşlarıyla sorunlar yaşarlar.
- Okulda bir problem çözerken
ya da evde ödevlerini yaparken, çözme yöntemleri yanlış
olduğunda siz ya da öğretmeni ikaz etse de çocuk aynı hatayı
yapmaya devam eder.
- Aslında yaptıklarının yanlış
olduğunu bilirler. Ancak bilmek ve yapabilmek konusunda
bir zorluk çekerler. Yapmaları gereken doğru hareketi bilseler
de gene de yapamazlar. Hiperaktivite ve Dikkat Bozukluğu
genellikle erkek çocukları arasında görülse de kızlarda
da rastlanılmaktadır.
Hiperaktivite ve Dikkat Bozukluğu,
çocuklarda kendini 7 yaşından itibaren iyice belirgin halde
göstermeye başlar. Ve çocuğun kendini dış dünyaya ve dış dünyanın
gerektirdiklerine uygun olarak davranabilmesi için bir an
önce harakete geçilmesi önemlidir. Bu nedenlerden dolayı bu
çocukların ve ailelerinin bir uzmandan en kısa zamanda yardım
almaları gerekir. Yapılan araştırmalarda doğru yöntemlerin
kullanılması sayesinde Hiperaktivite ve Dikkat Bozukluğu olan
çocukların, diğer çocuklar gibi davranmaya başladıkları ve
hatta birçok alanda başarı elde ettikleri de görülmüştür.
EVLİLİK
SORUNLARI
Evlilikler, ilişkiler her zaman
başladığı gibi coşkulu ve mutlu sürmeyebilir. Bazen çiçekler
gibi solup can çekişme noktasına gelebilir. Bu noktada ilişkiyi
sorgulamak tekrar eskisi gibi mutlu bir birlikteliğe döndürmek
için karşılıklı emek sarf etmek gerekir.
- Duygusal uzaklaşma hissediyorsanız
- İlişkinizde sevginiz dışındaki
öğeler daha ön plana çıkmış ve bundan bir sıkıntı duyuyorsanız
- Tartışmalarınızda boşanma
sözcükleri de havada uçuşmaya başlamışsa
- Artık evliliğiniz neşe ve
canlılık vermiyor bunun hatta tam aksini getiriyorsa.
- Kendinizi daha güvensiz hissediyorsanız
- Kıskançlık ve şüphelerinizde
artış varsa
- Artık tartışmalarda karşılıklı
taviz vermiyorsanız ve tartışmaları kontrol etmeniz güçleşiyorsa…
Bu tür problemlerin her evlilikte
yaşanabileceğini unutmayıp; bu konuda psikolojik destek almaktan
çekinmeyin. Eşler arasında yaşanan iletişim sorunları, aldatma,
güven yitimi, anlaşmazlık gibi sorunlar konusunda uzman desteği
almak yaşananları problemlere çözüm bulacaktır.
ERGENLİK
ÇAĞI PROBLEMLERİ
Ergenlik dönemi, çocukluktan
yetişkinliğe adım atılan bir geçiş dönemidir ve dinamik bir
süreçtir. Sağlıklı bir geçiş için ergen biyolojik, psikolojik
ve sosyal birçok değişim ve bu değişimlerin beraberinde getirdiği
sorunlarla baş edebilmelidir. Ergen bir yandan vücudunda meydana
gelen biyolojik değişikliklere uyum sağlamaya çalışırken,
diğer yandan da kimlik gelişimini tamamlamaya çalışmaktadır.
Ayrıca ergenin sosyal ilişkilerinde de gözle görülür değişimler
meydana gelmektedir. Bu değişimler sırasında ergenlik dönemindeki
kişi iki kimlik arasında gidip gelmektedir. Biri, çocukluk
çağının haklarını muhafaza etmek ister . Öteki kimlik ise
yetişkin insan imtiyazlarını, yaşlı başlı insan sorumluluğu
ve anlayışından uzak olduğu halde onu elde etmek ister. Bütün
bu özellikleriyle ergenlik çoğu zaman ilişkisel, bireysel
ve davranışsal problemleri içinde barındıran bir dönemdir.
- Uyumlu ve uslu çocuğun yerini
çabuk tepki gösteren, güç beğenen, tedirgin ve olur olmaz
şeylerden problem çıkaran bir ergen alır.
- Ergenler derslerden çok kendi
isteklerine, cinsel kimliğine ve dış görünüşüne önem vermeye
başlar.
- Anne ve babanın kurallarına
uymaz ve uyarıları dinlenmez.
- Odasında yalnız geçirdiği
ya da telefonda arkadaşlarıyla konuştuğu vakit ailesiyle
geçirdiği vakitten daha fazla olmaya başlar.
Bütün bu değişimler ailenin
ve bireyin başa çıkamayacağı kadar büyük sorunlara sebep oluyorsa
bu dönemin derin izler bırakmadan geçirilmesi yolunda girişimde
bulunulmalı ve psikolojik destek alınmalıdır.
ÇOCUK
ve ERGENLERDE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Çocuk veya ergenin sürekli olarak
yalan söylemekten okuldan kaçmaya kadar toplumsal doğruları
hiçe sayarak davranma şekline davranım bozukluğu denir. Davranış
Bozukluğu, başlama yaşına göre iki alt tipe ayrılabilir.
1. Çocuklukta başlayan tip:
Davranım bozukluğu 10 yaşından önce ortaya çıkar. Bu tip bireyler
genellikle erkektir. Sıklıkla başkalarına göre saldırgandırlar,
arkadaşlık ilişkileri bozuktur. Bu çocuklar ergenlikte başlayan
alt tipe göre daha kalıcı Davranım Bozukluğu gösterirler.
2.Ergenlikte başlayan tip:
Bu alttipte 10 yaşından önce Davranım Bozukluğuna özgü hiçbir
belirti gözlenmez. Çocuklukta başlayan tiple karşılaştırıldığında
bu bireylerde saldırgan davranış daha az gözlenir, daha normal
arkadaş ilişkileri vardır. Davranım bozukluğu gösteren çocuklar
ve gençler sosyal ve duygusal problemleri yoğun olarak yaşarlar.
Öfke, saldırganlık, arkadaş ilişkilerinde problemler tüm çocuklarda
zaman zaman gözlemlenen davranışlardır. Ancak bu davranışlar
kısa sürelidir ve sıklıkla tekrar etmez.
Davranım Bozukluğu yaşayan
çocuklarda ise uzun süreli olarak şunlar görülür:
- Hırsızlık, yalan söyleme,
alınganlık ve kolay kızma.
- Başkalarını tehdit etme,
kincilik, inatçılık.
- Kuralları ciddi biçimde bozma
eğilimi olma
- Sık sık okuldan kaçma
- Yangın çıkarma
- Başka birinin evine, arabasına
ya da herhangi bir malına bilerek ve kasten zarar verme
- Yaşıtları ve büyüklerle sık
sık kavga etme ve kavgayı genellikle kendisi başlatma
- Kavga anında silah, bıçak
ve sopa gibi yaralayıcı ya da öldürücü maddeler kullanma
- İnsanlara ve hayvanlara eziyet
etme, acımasız davranma
BOŞANMA
ve ÇOCUK
Hukuksal bir kavram olarak
ele alındığında boşanma, basit anlamda evlilik sözleşmesinin
sona ermesidir. Ancak ruhsal açıdan değerlendirildiğinde aile
birliğinin bozulması, ailenin bölünmesine yada bütünüyle dağılmasına
yol açan ve bütün aile üyelerini hatta yakın çevredeki kişileri
dahi sarsabilen karmaşık bir olgudur. Bu süreçten en çok etkilenenler
çocuklardır. Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini
en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin
hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır.
Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta
gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir
aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere
ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz. Boşanma çocuğun hiç istemediği
fakat kaçınılmaz olarak sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığı
bir durumdur. Boşanan eşler yeterince sorumlu davranmadıkları
takdirde çocukta uyum ve davranış sorunları ortaya çıkabilir.
Boşanma süreci içinde yaşanan gerginlikler ve çatışmalar,
çocuğun içe kapanmasına, anne-babası tarafından sevilmediğini
düşünmesine, gerginliklerin sorumlusu olarak kendisini görmesine
neden olur.Bu sürecin son noktası olan boşanma ise çocuğun
bu düşüncelerinde haklı olduğunun göstergesi olarak ortaya
çıkar ve yoğun suçluluk duygusuna yol açar. Çocuklar çok küçük
bile olsa çevresinde olan biteni takip etmekte, sorunları
hissetmektedir. Sorunları hisseden çocuk sıkıntısını söz diliyle
anlatamadığı için bunu farklı şekillerde dışarıya yansıtır.
Böyle durumlarda şunlar görülebilir:
- Tırnak yeme, altını ıslatma
şeklinde ortaya çıkabilir.
- Çocukta psikosomatik hastalıklar
gözlenebilir; sık sık hasta olur, kusar, bağırsakları bozulur.
- Evden, okuldan kaçma, kendisine
ait olmayan şeyleri alma, uyuşturucuya yönelme gibi durumlar
yaşanabilir.
- Yıkılan ailelerde çocukluk
depresyonlarına da çok sık rastlanır
Aileler ne yapıp edip çocuğun
kendisini boşanmanın sorumlusu olarak görmesini engellemeli
ve çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir.
Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa edilmemelidir.
ANNE
BABA ÇOCUK İLİŞKİLERİ
Bütün çocuklar anne ve babalarının
tepkilerine ve duygularına fazlaca duyarlıdır. Aile içinde
bireylerin birbirleriyle olan iletişim şekli farklılıklar
gösterebilir. Dolayısıyla çocukla kurulacak iletişimin kalitesi
çocuk ile anne baba arasındaki sorunların hem ortaya çıkışında
hem de çözümünde belirleyicidir. Her bireyin kendi kişilik
özelliklerinden kaynaklanan iletişim biçimi olabilir. Ailenin
ortak sorunları rahatça konuşabiliyor ve hep birlikte sohbet
havasında paylaşabiliyorsa sağlıklı aile içi iletişimden söz
edebiliriz. Bunun için öncelikle Dinlemeyi ve tartışmayı öğrenmek
ayrıca aile içindeki bireylerden gelebilecek eleştirilere
tahammülü olabilmek gereklidir. Anne babanın mizacı, özellikleri,
yetiştirilme tarzı ve çocuklarla ilişki kurabilme yeteneği
gibi faktörlerden etkilenen 4 tip anne baba tutum ve biçimi
vardır.
- Egemen (baskın otoriter)
anne babalar
- Çocuğunu ihmal eden anne
babalar
- Yumuşak tutum sergileyen
anne babalar
- Kuralları öğreten sevecen
anne babalar
Aile içi iletişimi sağlamak
için şunlar gerekmektedir:
- Aile içinde sözlü mesajların
ve sözsüz mesajların yer alması
- Anne ve babaların tutarlı
davranabilmesi ve doğal (samimi)olabilmesi
- Anne ve babanın çocukları
övebilmesi ve başka çocuklarla kıyaslama yapmaması
- Anne ve babanın empati kurabilmesi
ve çocuklarına sevgilerini ifade etmeleri
- Annenin ve babanın hem birbirlerine
hem çocuklarına zaman ayırması ve yeterince ilgilenmesi
- Öfkeyi kontrol edebilmek
ve karşılıklı güven duygusunu sağlanabilmesi
- Saygı, hoşgörü, gibi güzel
özelliklerin kazanılması
- Anne baba çocuk arasında
duygusal paylaşımın olması
- Yerinde ve zamanında çocukların
sorduğu sorulara gereken cevabı ve duruma göre öğüt verebilmek
MADDE
BAĞIMLILIĞI
Madde bağımlılığı; kişinin
kendisi ile bir madde(sigara,alkol,uyuşturucu, haplar, vb.)
arasında, kendi seçimiyle kurduğu ve süreklilik gösteren bir
ilişki türüdür. Madde alındıktan sonra beden yoğun bir haz
duygusuyla kasılır. Kişi mutluluk, gevşeme, canlılık, güçlülük
gibi hisler duyar.
Madde bağımlılığının belirtileri
şunlardır:
- Madde kesildiğinde ya da
azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması.
Ayrıca, madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için
yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar. Ek olarak, maddeyi
sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcamak.
- Madde kullanımı nedeni ile
sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da
tamamen bırakılması.
- Maddenin tasarlandığından
daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması.
- Fiziksel ya da ruhsal sorunların
ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımını
sürdürmek. Madde bağımlıları ailesini ve çocuklarını ihmal
eder, bedeninde fiziksel bozulmalar olur.
Yakınımızdaki bir kişinin
madde bağımlısı olduğunu nasıl anlarız?
- Madde kullanan kişiler işine
veya okuluna gitmek istemezler, başarıları gözle görülür
bir şekilde düşer,
- Aile ilişkilerini azaltır
ve evde daha az vakit geçirirler.
- Her zamankinden daha fazla
para harcamaya başlarlar.
- Hiç tanımadığınız yeni arkadaşlar
edinmeye başlarlar.
- Kendisine olan özeni azalır.
- Çevresi ve arkadaşları eski
önemlerini yitirirler.
- Hafif uykulu ve yorgun gözükebilirler.
- Yeme alışkanlıkları bozulur,
kilo kaybedebilirler.
- Daha sinirli olabilirler.
PSİKOLOJİK
TEST
Psikolojik Test, genel olarak
gözlem ve/veya görüşme anlamını taşır. Psikolojik Testler,
bireylerin yetenekleri, becerileri, performansları, güdüleri,
tutumları vb. hakkında bilgi verecekler soruların sorulmasına
ortam ve olanak sağlayan sistemli bir yaklaşımdır.
Psikolojide kullanılan testler
zeka testleri, kişilik testleri ve belirti tarama olmak üzere
üç ana başlık altında toplanabilir;
A. Zeka Testleri: Zeka
testleri genel olarak kişinin zihinsel işlevselliğini değerlendirmek
için kullanır. Bu değerlendirme, sadece bir IQ puanından ibaret
değildir ve kişinin zihinsel işlevselliğine dair bir profilin
çıkartılmasına da yardımcı olur. Okul öncesi çocuklar veya
6 - 8 yaş arasındaki öğrenciler gibi belirli bir yaş grubu
için geliştirilen bireysel testler olduğu gibi, erken çocukluk
döneminden yetişkinler seviyesine kadar bütün yaş grupları
için uygun olanları da vardır. Her bir alt test aynı beceri
ve/veya yeteneği ölçümleyen maddeleri kapsar ve bu test maddeleri
güçlük derecelerine göre dizilir. Günümüzde en yaygın olarak
kullanılan bireysel zeka testleri Stanford- Binet veWISC-R'dır.
B. Kişilik Testleri:
Kişilik Testleri, kişilerin eğilimleri, tutumları, diğer insanlarla
ilişki kurma biçimleri, bakış açıları vb. özellikleri açısından
değerlendirilmesini sağlar. Kişilik testleri kendi içinde
envanterler ve projektif testler olmak üzere iki alt gruba
ayrılır. Envanterler, soru-cevap biçimindeyken, projektif
testlerde hikâyeler, resimler gibi uyaranlar kullanılır.
C. Belirti Tarama Testi:
Özellikle araştırmalarda ya da hastane ortamlarında kullanılan
belirti tarama testleri, çoğunlukla soru-cevap biçiminde oluşturulmuş
envanterler şeklindedir ve belirli psikolojik rahatsızlıkların
varlığını ya da yokluğunu belirlemeyi hedefler. Soruları ve
puanlaması kişiden kişiye değişmeyen ve sabit özellikte olduğu
için özellikle tanı koymakta zorlanılan durumlarda başvurulan
değerlendirme araçlarıdır.
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
Derin olarak yerleşmiş olan,
sosyal kalıplara uymayan, yaygın, ısrarlı, uyumsuz davranış
örüntüsüdür. Genelde yaşamın çeşitli dönemlerinde uzun süreli
zorlukların etkisiyle olur. Kendilerini karşısındakinin yerine
koymakta zorlanırlar. Görülme sıklığı %6-9 oranındadır. Kişilik
bozuklukları ilk bulgularını 15-20 yaş arası gösterir. Kadın-erkek
oranı eşittir. Kişilik bozuklukları bir çok nedene bağlı olarak
gelişir.
Paranoid Kişilik Bozukluğu:
Diğer insanlardan kötü niyetli hareketler bekleme eğilimindedirler.
Şüphecilik ve güvensizlik temel belirtileridir. Toplumda %1-2
oranında görülür. Erkeklerde daha fazladır.
Şizoid Kişilik Bozukluğu:
Sosyal ortamdan uzaklaşmanın, izole yaşantının olduğu kişilik
yapısıdır. Duygularını ifade edemezler. Genelde tek bir etkinlikte
bulunurlar. Yakın arkadaşlıkları ve sırdaşları yoktur. Toplumda
%7 oranında görülür. Erkeklerde daha sıktır. Tedavide ilaç
tedavisi ve psikoterapi kullanılır.
Şizotipal Kişilik Bozukluğu:
Davranış, düşünce, duygulanım, konuşma ve görünümde bir çok
gariplik ve ilginçlik vardır. Alınganlık fikirleri, olağandışı
yaşantıları, kuşkuculuk, acayip düşünce biçimi belirgindir.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu:
Başkalarına hak tanımayan uyumsuz davranışların olduğu kişilik
yapısıdır. Suç işleme eğilimi, sürekli yalan söyleme, dürtüsellik,
kavgacılık, sorumsuzluk, vicdan azabı çekmeme temel bulgularıdır.
Tam genellikle 18 yaşından sonra oluşur. 30'lu yaşlardan sonra
kendiliğinden düzelme olabilir.
Borderline (Sınır) Kişilik
Bozukluğu:
Ayrışma-bireyselleşme sorunları, duygulanımı denetleme sorunları
ile ilgili belirtiler ve yoğun kişisel bağlılıklar temelde
görülebilir. Terk edilmeye karşı aşırı korku duyma, hep-hiç
yasasıyla davranması, kimlik karmaşası, kendine zarar verici
davranışlar, sürekli boşluk hissi, öfke patlamaları gibi belirtiler
görülür. Toplumda %2 oranında görülür. Kadınlarda daha sıktır.
Histrionik Kişilik Bozukluğu:
Dramatik, duygusal, etkileyici davranış kalıplarının olduğu
bozukluktur. İlgi odağı olma beklentisi, baştan çıkarıcı davranma,
fiziki görünümüne aşırı dikkat ve insanları kullanma, gösteriş,
başkalarından kolay etkilenme ön plandadır. %2-3 oranında
görülür. Kadınlarda daha yaygındır. Baştan çıkarıcı özelliğe
karşın cinsellikten korkma temel bulgudur.
Narsistik Kişilik Bozukluğu:
Kendini beğenme ve öz saygı ile aşırı ilgilenmenin olduğu
bozukluktur. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi, kendini
karşısındakinin yerine koyamama, küstahlık temel belirtileridir.
Çekingen (Kaçıngan) Kişilik
Bozukluğu:
Çekingen ve utangaç kişilik yapısı belirgindir. Kaçınganlık,
yakın ilişkiler kuramama, eleştirilmeye aşırı duyarlılık,
beceriksiz-küçük görüldüğünü düşünme, sosyal etkinliklere
katılmama temel belirtileridir. Toplumda %1 oranında görülür
Bağımlı Kişilik Bozukluğu:
Bağımlı ve boyun eğen kişilik yapısı belirgindir. Başkalarından
öğüt ve destek alma ihtiyacı, sorumluluk alamama, muhalefet
edememe, inisiyatif kullanamama, tek başına kalamama temel
bulgularıdır. Kadınlarda sıktır. Temelde ayrılık kaygısı/bunaltısı
vardır.
Saplantı-Zorlantılı (Obsesif-Kompulsif)
Kişilik Bozukluğu:
Mükemmelcilik ve esnek olamama belirgindir. Ayrıntılar üzerinde
aşırı uğraşma, işin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmelcilik,
eskimiş veya değersiz şeyleri saklama, cimrilik, katılık ve
inatçılık hakimdir. Erkeklerde daha yaygındır.
Pasif-Agresif (Edilgen-Saldırgan)
Kişilik Bozukluğu:
Gizli bir şekilde bilerek engelleyici, erteleyici, inatçı
ve yetersiz olmayla belirgin bozukluktur. Pasif direnç, somurtkanlık
ve kavgacılık, otoriteye karşı çıkma, şanssızlığından yakınma
temel bulgularıdır.
Depresif (Çökkün) Kişilik
Bozukluğu:
Karamsar, zevk alamayan, görev sorumluluğu olan, özgüvensiz
ve kronik olarak mutsuz kişilerdir. Keder, mutsuzluk, keyifsizlik,
kendini küçük görme, düşünceli ve endişeli yapı, kötümser,
pişmanlık duymaya eğilim temel belirtileridir.
Sadistik Kişilik Bozukluğu:
İlişkilerine acımasız veya küçük düşürücü davranış hakimdir.
Adli olgularda yaygındır. Sıklıkla ana baba kötüye kullanımı
vardır.
Kendine Zarar Verici (Yenilgin)
Kişilik Bozukluğu:
Kişiler yaşamlarını kötü sonuçlara yönlendirirler, yardımı
veya iyi sonuçları reddederler, iyi sonuçlara doyumsuz yanıt
verirler.
|