|
Kültür
ve ruh sağlığı
METİS YAYINLARI
Kültürel
psikiyatrinin temel önermesi, içinde yaşadığımız kültürün
ruhsal rahatsızlıkların oluşumunda, biçimlenmesinde ve dışavurumunda
etkili olduğu tezidir: Yeme içme alışkanlıklarımızdan çocuk
yetiştirme pratiklerimize, duygularımızı ifade ediş ya da
gizleyiş tarzımızdan yaşlılık ya da gençliği algılayış biçimimize
kadar hayatımızın her cephesine nüfuz eden kültür, "insan
ruhu" için bir değişken olarak değerlendirilmelidir.
İşte bu kitapta bir araya getirdiğimiz
makalelerin tümü, ruh sağlığına ve ruhsal rahatsızlıklara
klasik yaklaşımdaki temel bir eksiği telafi etme, kültürel
pratiklerin rolünü bakış açılarına dahil etme kaygısı taşıyan
metinler. "İnsan bireyi" şeklindeki evrenselci soyutlama yerine,
belli bir coğrafyada, belli bir kültürün içinde yaşayan insan
bireyi. Böyle bir yaklaşım, günümüzün "küreselleşme" koşullarında
daha da önemli bir hale geliyor: Farklı kültürlerin birbirleriyle
eskiye oranla çok daha fazla ilişkiye girdikleri bu dönemde,
bireylerin, kültürel farklılıklarla ve küreselleşmenin getirdiği
kutuplaşma ve eşitsizliklerle de başetmeleri gerekiyor.
Yayın
Yılı: 2003
2. Hm., 320 sayfa, 13x19,5 cm, Karton Kapak
ISBN:9753424094
Kitabın önsözü
Psikiyatristler insan doğasının tüm vecheleri
üzerinde uzmanlaşmış kişiler değillerdir, hayatın kırılganlığının
cisimleşmiş ifadeleri olan kişilere -hastalara- yardımcı olmaya
çalışırlar. Ruhsal hastalığın birkaç düzlemde kurgulanması
mümkündür: Bir depresyon, erken çocukluk yaşantılarındaki
yoksunlukların bir sonucu olarak görülebileceği gibi, nörokimyasal
iletkenlerdeki azalma ve değişkenliklerin ve hattâ toplumsal
bazı etkenlerin sonucu olarak da mütâlaa edilebilir. Kültürel
psikiyatrinin temel önermesi, -içinde yaşadığımız ve yeme
içme alışkanlıklarımızdan çocuk yetiştirme pratiklerimize
kadar hayatımızın her cephesine nüfuz eden- kültürün ruhsal
rahatsızlıkların oluşumunda, biçimlenmesinde ve dışavurumunda
etkili olacağıdır. Kültür gündelik hayatımızı biçimlediği
kadar onun tarafından biçimlenir de, bu yönüyle sürekli bir
evrim gösterir. Son yıllarda dünya toplumları küreselleşme
süreciyle birlikte giderek daha iç içe geçiyor ve bağımsız,
tutarlı ve istikrarlı bir kültür fikri giderek anlamını yitiriyor.
Küreselleşmeyle birlikte farklı kültürel kökenlerden gelen
insanlar birbirleriyle buluşup etkileşiyorlar. Pop kültürünün
yaygınlaşmasından, internet topluluklarının ortaya çıkmasına,
çokuluslu şirketlerden yeni coğrafî birliklere (Avrupa Birliği
vb), artan göç dalgasından oluşan yeni diasporalara, turizmin
kazandığı yaygınlıktan küresel kurumların yürürlüğe girmesine
kadar pek çok durum bu buluşmanın zeminini hazırlıyor. Küresel
sürecin insan tekine nasıl yansıdığıyla ilgili çalışmalar
artık kültürel ikiliklerin üzerinden bazı analizlere girişmekle
olmayacak, melezleşmenin arttığı bir zaman diliminde bu tür
artık klasikleşmiş ikilikci anlayışların da bir hükmü kalmamış
görünüyor. Batı ve Doğu'yu iki ayrı ve birbirinden bütünüyle
bağımsız bütünler olarak değerlendiren tarihsel görüş artık
eleştirilmektedir. Bu görüş; milletlerin, toplumların ya da
kültürlerin içsel olarak saf, katışıksız ve mütecanis; dışardan
bakıldığında da kolayca birbirinden tefrik edilebilir özellikler
taşıdığı yolunda naiv bir önermeden beslenmektedir. Melezleşme
vâkıası kültürel bağların tabiî bir sonucu olarak karşımızda
durmakta ve içsel olarak mütecanis / dışsal olarak farklı
kültürler fikrini sigaya çekmektedir. Kültürler arası süreçlerle,
var olan biçim ve uygulamalar, yeni biçim ve uygulamalara
dönüşebilirler. Melez olgular var olan kültürel uygulamaların
yenilerine dönüşmesiyle ortaya çıkar. Amsterdam'da Thai boksu
yapan Faslı kızlar, ya da Londra'da İngiliz hastalara Batılı
biotıpla kendi geleneklerini harmanlayarak hizmet veren Hint
doktorlar, İstanbul'da tavernalarda Rum müziği eşliğinde tabak
kıran Türk vatandaşlar, millî takımlarının galibiyetini sokaklarda
klakson çalıp bayrak sallayarak 'Türk usûlü' kutlayan Almanlar
gibi. Küreselleşme konusunda yaygın olarak paylaşılan bir
görüş, kültürel hareketlerin Batı'dan Doğu'ya doğru olduğu
tek yönlü olarak gerçekleştiğini ve bunun da Batı'nın dünyanın
kalan kısımlarını egemenliği altına almasından başka bir anlam
taşımadığını dile getirmektedir. Ancak bu tek yönlü etkileme
fikri, Batı kültürünün yerli kültürler tarafından metabolize
edilme, sindirilme, belki daha yerinde bir tabirle ehlileştirilme
sürecini görmezden gelmektedir. Yerel kültürler Batıdan gelen
bu dalgayı olduğu gibi kabul etmemekte, sıklıkla onu yerli
kültüre uydurarak benimsemektedirler. Küresel çağda 'kaygan
kimlikler'den bahsedilmektedir: Kendilerini hikâye etme kudreti
ellerinden alınmış halklar 'ustanın araç gereciyle ustanın
evini yıkmayı' denemekte, melez kimliklerinin kendilerine
sağladığı güvenle sömürgeciliğin dilini deşifre etmektedirler.
Müphemliğe tahammülün öne çıktığı bir dünyada, kültürel psikiyatri
de eski önkabullerinden sıyrılmış ve toplumları içeriden anlamayı
görev bilmiştir. Bu içeriden bakış, ekonomik ve askerî gücü
elinde tuttuğu için Batılı kültüre bilgi hiyerarşisinde daha
üst bir konum vermez: Her toplumun kendi yerel geleneklerinden
beslenen bir ruh sağlığı pratiği vardır ve bu pratik o kültür
içinde tutarlıdır. Ruhsal rahatsızlıkların bir bölümünün belirtileri
toplumdan topluma değişmezken farklı toplumlarda çok farklı
belirtilerle seyreden rahatsızlıklar da vardır. Batı kültüründe
mündemiç olan beden ve zihin ayrılığı fikri; ruhsal rahatsızlıkların
kavramlaştırılmasında, psikiyatrik bilginin yapılmasında da
müessir olmakta ve sözgelimi, depresyonun duygusal bileşeni
bedensel bileşenine yeğ tutulmaktadır. Oysa dünyanın Batılı
olmayan bölgelerinde depresyon sıklıkla bedensel belirtilerle
seyredebilmektedir.
Elinizde tuttuğunuz kitabın
altbaşlığı olan 'küresel çağda kültürel psikiyatri' ifadesi,
bu çalışmanın temel yönelimini de ortaya koymaktadır. Bu kitapta
yer alan makaleler, kültürün ruh sağlığı ve hastalığının anlaşılmasında
bize ne şekilde yardımcı olabileceğine dair bir ipucu sunmaktadırlar.
Bu kitap ruhsal rahatsızlıkların doğasına ilişkin bir sosyal
okuma vaad etmektedir, kültürel yaklaşımın içinde öteden beri
var olan sorgulayıcı ve eleştirel tutum da bu makalelerde
açık bir biçimde hissedilmektedir. Bu sorgulama Batı psikiyatrisinin
tek mümkün ruh sağlığı kuramı ve pratiği olduğu yolundaki
sömürgeci anlayışa ciddi itirazlar getirmektedir.
Bu kitapta yer alan makalelerin
önemli bir kısmı, Trabzon'da 6-7 Eylül 1999 tarihinde gerçekleştirdiğimiz
Uluslararası Kültürel Psikiyatri Sempozyumu'nda yapılmış olan
konuşmaların metnidir. Bu sempozyuma çağırdığımız bilim ve
düşünce adamları, sadece sahalarının bütün dünyaca kabul edilen
otoriteleri değillerdi, onlar depremi izleyen o sıkıntılı
günlerde bizimle bir dayanışma duygusunu çoğaltmak için de
gelmişlerdi ve işte bu yüzden, soylu kişiler olarak da selamlamak
isteriz onları. Bu kitabın yazarlarına, o sıkıntılı günlerde
hiçbir ücret istemeksizin okyanus aşırı bir yolculuğa katlandıkları
ve konuşmalarını, yoğun iş güç arasında, bu kitapta yer alan
makalelere dönüştürdükleri için şükran borçluyum. Arthur Kleinman,
tek başına bir okul olarak psikiyatride toplumsal bir bilinçliliğin
yeşermesi için çalışmış ve kitaplarıyla, benim de kendimi
aralarında saydığım, çok sayıda 'uzak öğrenci'sini eğitmiştir,
kendisine teşekkür ederim. Bu kitabı başından beri heves ve
dikkatiyle yoğuran Semih Sökmen'e ve çevirileri özenle gerçekleştiren
Sabir Yücesoy'a da teşekkür ederim. Kemal Sayar
YAZARLAR
ARTHUR KLEİNMAN. Psikiyatri ve antropoloji profesörü, Harvard
Üniversitesi sosyal tıp bölümü kurucusu ve başkanı. BYRON
GOOD. Tıbbî antropoloji profesörü, Harvard Üniversitesi sosyal
tıp bölümü.
CAN CİMİLLİ. Psikiyatri profesörü, Dokuz Eylül Üniversitesi
tıp fakültesi.
JOAN KLEİNMAN. Sinolog, öğretim üyesi, Harvard Üniversitesi
sosyal tıp bölümü .
HORACIO FABREGA, JR. Psikiyatri ve antropoloji profesörü,
Pittsburgh Üniversitesi.
KATHERİNE PRATT EWİNG. Kültürel antropoloji profesörü, Duke
Üniversitesi.
KEMAL SAYAR. Psikiyatri doçenti, Karadeniz Teknik Üniversitesi
tıp fakültesi.
LAURENCE J. KİRMAYER. Psikiyatri profesörü, McGill Üniversitesi
sosyal ve transkültürel psikiyatri bölüm başkanı.
MARY-JO DELVECCHIO-GOOD. Tıbbî sosyoloji profesörü, Harvard
Üniversitesi sosyal tıp bölümü.
ROLAND LİTTLEWOOD. Psikiyatri ve antropoloji profesörü, University
College London.
|